Mart Defteri - 2 Mart
2 Mart
Güneşli bir gündü bugün Mart Defteri. Akşama kadar her şey yolundaydı. Dışarıda epeyce takıldım. Okulda da fena bir gün geçirmedim aslında. Sınıftaki kızlardan birine, Figen’e, Amerika’yı anlattım. Her yerini görmedim tabii, ama anlattığım kadarına bile şaşırdı. Filmlerde gördüğünden biraz farklıydı benim anlattığım.
Mormonları anlattım mesela. Onlara çok şaşırdı. Bir de Utah’ta çocuklara yapılan kral muamelesine çok şaşırdı. Evet, Mart Defteri, Utah’ta markette bir şey kırsan mesela, kimse sana kızmaz. Bizimkiler bana kızmışlardı, ama çalışanlar tepki göstermişti. “Çocuktur.” falan gibi. Bir çocuk çok değerli orada.
Türkiye’de farklı bir durum var. Çocukları sokakta bile tokatlayan annelere rastlanabiliyor. Ben de çok şaşırmıştım başta. Ama Türk çocukları farklı gerçekten. Daha yaramazlar. Sonra küfretmeyi çok seviyorlar. Neden bilmem.
Derste yine çok fazla yazdım. Ellerim koptu. Mart Defteri, biliyor musun, biz yazmaktan elimiz ağrıyınca elimize üfleriz. Neden acaba? Garip, değil mi? Bazıları sallar elini. Biz insanlar garibiz.
Bugün yine çocuklara öğle yemeğini ısmarladım. Parası yoktu üçünün de. Genelde ben ısmarlarım zaten, çünkü paraları olmaz. Bazen gerekince sonradan ceplerinde para buluyorlar gerçi. Çok şanslı çocuklar. Bana gerekince ben hiç bulamıyorum.
“Tahir-men,” diyor bazen Ramazan, “yine sana kaldık. Bizde beş kuruş yok.” Bana Tahir-men diyor. Süpermen gibi. “Beş kuruş yok.” dediği zaman, aklıma sınıftan bir çocuk geliyor. Yanında her zaman beş kuruş taşıyor bu çocuk. Ne zaman para isteyen olsa, “Valla, beş kuruş var.” diyor. Komik, değil mi?
Bizim çocuklar gülmeyi çok seviyorlar Mart Defteri. Bazen neye güldüklerini anlamak zor oluyor. Bazen dönüp dönüp aynı lafı söyleyip, gülüyorlar. Ben de katılıyorum onlara, ama bence komik değil pek. Mesela bir lafları var: “’Senden adam olmaz’dan adam olmaz.” Tamam, biraz komik, ama tekrar etmeleri garip geliyor.
Bugün Ramazan kırmızı montunu giymişti. Bir garip oluyor onu giyince. Zaten uzun boylu bir çocuk, bir de kırmızı giyince bayrak gibi dikkat çekiyor. Onları sana anlatmadım değil mi? Ramazan esmer biri. Çapkındır da. Yakışıklı çocuk. Uzun olduğu için hep arkalarda oturur. İnce uzun, sırık gibi işte.
Ahmet kumraldır. Orta boylu, zayıf, bildiğin lise öğrencisi işte. Öndeki dişlerinin birinin yarısı kırık. En dikkat çekici tarafı o. Onun dışında sıradan bir tip. Bir lacivert kabanı var, neredeyse hep onu giyiyor.
Necati de esmerdir, ama beyaz tenli. Kirpikleri çok sıktır onun. O yüzden gözüne sürme çekmiş gibi görünür. O da orta boylu bir çocuk.
İşte böyle. Bunlar en yakın arkadaşlarım. Ama sınıfta herkesle aram iyi aslında. Yalnız bizim çocuklarla gezip tozmaktan çalışmaya fazla zaman bulamıyorum. Derslerim çok parlak değil bu yüzden. Bizimkilerin de öyle olduğu için fazla takmıyorum. Bu gidişle Ramazan sınıfta kalabilir bu sene. Zor tabii, ama olabilir. Derslerden pek anlamıyorlar genelde onlar da.
Akşam üstü okuldan sinemaya gittik. Ramazan’la Ahmet ceplerine falan baktılar, paraları yoktu. Necati biraz para çıkardı, gerisini ben ödedim.
Necati’yle ilgili bir şey fark ettim parayı öderken. O çocuk bana can eriğini hatırlatıyor. Nedenini bilmiyorum. Garip, değil mi? Ekşi ve tuzlanmış bir can eriği. Necati’nin bana hatırlattığı şey bu.
Biletleri verip içeri girince üçü aralarında bir şeyler konuştular. Necati’nin bir şeye canı sıkılmıştı.
“Ne oldu?” dedim.
Ramazan elini kaldırıp, “Bu salak parayı senin ödemene kızmış.” dedi.
“Niye?”
“Hep sen ödüyormuşsun. Yetermiş. Ben de dedim ki, arkadaşlar bunun içindir. Doğru değil mi?”
“Doğru.” Necati’ye döndüm. “Ayıp Necati,” dedim, “paraları yoksa sinemaya gitmesinler mi?”
“Ne haliniz varsa görün.” dedi Necati ve tuvalete gitti.
Sonra filme girdik. Her şey yolundaydı. Çocuklara mısır aldım ben. Filmden sonra Necati fazla konuşmadan gitti. Acayip bir çocuk doğrusu. Arkadaşlıktan anlamıyor pek. İnsan kötü zamanlarında arkadaşlarına destek olmalı. Arkadaşlar bunun içindir. Değil mi Mart Defteri?
Akşam kötü bir şey oldu. Babam beni bira almaya gönderdi. Para istedim.
“O kadar parayı ne yaptın?” dedi kaşlarını çatarak.
“Şey… Harcandı işte.”
“Tahir, ben para mı basıyorum oğlum?” dedi.
Ona arkadaşların parası olmadığını söyleyemedim. Söylesem de anlamazdı. Arkadaşlıktan fazla anlamıyorlar onlar. Sonra bir sürü azarladı beni. Derslerim de kötüymüş zaten, çalışmıyormuşum. Arkadaşlarım öl dese ölecekmişim. Niye öyle bir şey diyeceklerse? Doğru düzgün arkadaşım yokmuş
Ben ne yaptım biliyor musun Mart Defteri? Babama bağırdım. Evet, bağırdım. Onun arkadaşlıktan anlamadığını söyledim. Ancak bira içip işe gittiğini, hiç arkadaşı olmadığını söyledim.
Pişmanım Mart Defteri. Bundan sonra ne yapacağımı şöyle tahmin ediyorum. Pijamalarımı giyeceğim. Dişlerimi fırçalayacağım. Herkese “iyi geceler” diyeceğim ve yatacağım. Yatana kadar suratım bir karış olacak. Yatınca ağlayacağım. Babam için dua edeceğim. Evet, böyle olacak, hep böyle olur.
—


Selam. Çok güzel bir girişim. Sıcak, samimi bir üslubunuz var. Daha önce hiç zekaözürlü birini tanımamıştım ama gerçekçi görünüyor. Tahir’le tanıştığıma memnun oldum. Maceralarını merakla okuyacağım :)
Güzel yorumunuz için çok teşekkür ederim Mehtap.
Romanı okumaya başlayan bir tanıdığım bu tür insanlar tanıdığını söyledi. Hatta birini anlattı bana. Tahir’e benzer birçok insan var çevremizde.
Aslına bakarsanız, bu insan benim de tanıdığım birinden esinlenildi. Pek de zeka özürlü biri gibi düşünmemiştim onu ben. Daha ziyade çevresindekilere göre biraz daha ağır işliyor kafası.
Teşekkür ederim. Sizi burada görmekten mutluluk duydum ve duyacağım.
Zekaözürlü demek yanlış oldu sanırım. Ama doğru kelimeyi bulamadım (yavaşzekalı? zeka seviyesi düşük?). Gerçi Tahir’i henüz yeterince tanımıyorum. Bir teşhisi yapılmış mı, okuyup göreceğiz. Umarım.
En azından saf (iyi niyetli) biri olduğunu biliyorsunuz. :)
Romanımı okuduğunuz, hem de internet gibi hızlı bir ortamda okuduğunuz için teşekkür ederim.
Romanlar zamanı biraz ağırlaştırırlar. Arada dinlenmemiz gerekmiyor mu sizce de?
Sevgili Enis Salih, yazdiklarini keyifle okuyorum.
Bir soru: cocuklar hangi filme veya nasil bir filme gittiler? (Tahir filmle ilgili bir yorum yapmamis…;)
Okur merak ediyor…
Selam. Geldiğiniz ve romanımı okumaya vakit ayırdığınız için teşekkür ederim.
Haklısınız. Aslında bu konuyu ben de düşündüm. Ama Tahir gittiği film hakkında bir şeyler yazacak biri değil diye bir sonuca ulaştım.
Karakter film izlemeyi sevmiyor ve o kadar da anlamıyor izlediği filmleri. Bu yüzden günlüğünde buna yer ayırmaz diye düşünmüştüm. Olsa olsa eleştirel yaklaşabilirdi filme belki, ama bu da bizim karakterimize pek uymuyor sanki.
Ama ısrar olursa ikinci taslakta bu konuda bir şeyler yapabilirim. Siz ne diyorsunuz?
Yorum için çok teşekkürler. Okunduğunu bilmek güzel.
Sevgili Enis Salih, hizli cevbin icin tesekkurler…
Sinema filmi ile ilgili yorum benimdi. Yorumu yazarken ismimi yazmayi atlamisim sanirim…
Tahir’in filmden bahsetmemesini simdi daha iyi anliyorum…
Karakteri onumuzdeki gunlerde daha iyi taniyinca sanirim tepkilerini tahmin edebilecegiz.
3 Mart gunlugunu merakla bekliyorum.
Merhaba Hüseyin.
Tekrar teşekkür ederim. Takipçilerim olduğunu bilmek çok güzel.
Filmle ilgili bir şeyler eklememek konusunda ısrarcı değilim. Belki bizim popüler bildiğimiz bir filmi gayet sıkıcı ve anlamsız bulmuş olabilir, değil mi? Sadece gerek duymadım. Yine de biraz düşüneceğim bu konuyu.
Bir de tabii önemli bir nokta, romanımın zamanla değişen şeylere bağımlı olmaması. Yani popüler filmler gibi. Eğer sinemada klasik bir filme gitselerdi belki ekleyebilirdim bunu.
Yine de güzel bir eleştiri.
gerçekten içten ve samimi.. ellerine sağlık denir bu durumda.. çok hoş olmuş.. gerçekçii