kurmaca bunlar

Mart Defteri - 3 Mart

Yazı kategorisi: Mart Defteri by Enis Salih Reyhan Nisan 20th, 2008

3 Mart

Bugün biraz üzgünüm Mart Defteri. Şu şarkı yüzünden. Çok utanıyorum. Ama sen bilmiyorsun değil mi? Anlatayım.

Sınıftaki kızlardan biri geldi anlattı bana. Rabia. Benim hakkımda bir şarkı yazmışlar. Bana söyledi şarkıyı. Çok kötü Mart Defteri. Ben aptal para babasıymışım. Şarkının adı bu zaten: Para Babası. Herkesin her istediğini veriyormuşum.

“Bana da para ver, Para Babası.

Ben isterim, sen verirsin, böyle burası.

Burası Amerika’ya benzemez oğlum.

Kalın değil bizim o kadar ensemiz oğlum.” diye bir nakaratı var. Çok kötü.

Neden böyle yapıyorlar ki? Yani zengin olmam benim suçum değil ki? Çocukların parası olmuyorsa, bundan ben sorumlu tutulamam, değil mi? Bunu fazla kafama takmamaya çalışacağım. O kadar da önemli bir şey değil belki de. Bizim sınıfta herkese şarkı yazılır. Hocalar için neler yazıyorlar, bir duysan.

En çok canımı sıkan Oktay Hoca’ya yazdıkları olmuştu. Şöyleydi nakaratı:

“Yeşil gözlerine kurban,

Oktayım aman.

Bugün yoklama alma hocam,

Hastayım aman.”

Yeşil camlı gözlük takıyor ya, ondan. Yoksa Oktay Hoca yeşil gözlü değildir aslında. Hem de oldukça esmer biridir yani. Ayrıca her zaman yoklama yapar sınıfta tek tek. Herkesin sınıfta olduğundan emin olmadan derse başlamaz.

İşte böyle Mart Defteri. Şarkıda başka şeyler de var aslında. Aralarda benim biraz aptal olduğumdan bahsediyor. Çok canım sıkıldı doğrusu. Ama kafama takmamaya çalışacağım. Çünkü bizim çocuklar böyledir. Her şeyi gırgıra alırlar. Her şeye gülerler. O kadar komik değil bence, Mart Defteri. Sence komik mi?

Bu şarkı bütün okulda duyulacak büyük ihtimalle. Herkes bana gülecek. Ne yapacağımı bilmiyorum, Mart Defteri. Acaba Oktay Hoca’ya sorsam mı? Ama ne diyebilir ki bana, değil mi? “Sen kafana takma.” falan der herhalde. Ne desin adamcağız?

Ramazan da dedi ki, “Tahir-men, suratını asma. Meşhur olacaksın.” Güldü.

“Aptal diyor bana şarkı.” dedim.

“Takma kafana be kardeşim. Çok kişinin şarkısı var okulda. Anadolu Lisesi’nin Kamburu şarkısını hatırlamıyor musun? Kambur Fikret küplere binmişti. Olur öyle. Şaka.”

Ben bir şey diyemedim Mart Defteri. Ama ona şöyle bir şey sordum: “Sence ben aptal mıyım Ramazan?”

Güldü. “Olur mu Tahir-men? Aptal o şarkıyı yazandır.”

Ahmet de dedi ki: “Kafanı dağıtmak için birer kola içelim istersen.”

Onlara kola aldım. Necati istemedi. Can eriği kadar çağlaya da benziyor o çocuk. İlginç biri doğrusu. Ekşi ve tuzla yenen bir şeye benzediği kesin. Herhalde can eriği.

Bana baktı uzun uzun kolayı içerken. “Sen,” dedi, “şarkının dediklerine üzüleceğine anlamaya çalış. Niye böyle bir şarkı yazdılar?”

“Hepsi salak da ondan.” dedim. Böyle şeyler söylemeyi sevmem aslında Mart Defteri. Ama kızdım işte. Sen olsan kızmaz mıydın?

Onun dışında sıradan bir gündü. Oktay Hoca’nın dersi vardı bugün. Sınıftakilerden birer hikaye yazmalarını istedi. Konu serbest olacakmış. En çok beğenilen hikayeyi asacakmış.

Ben ne yapacağım Mart Defteri? Ben hikaye yazamam ki! Aklıma hiçbir şey gelmez. Zaten benim yazdığıma gülerler. Ne yapacağımı bilmiyorum. Biraz düşünmem lazım. Çok korkuyorum Mart Defteri. Ya sınıfta okutursa hoca hikayelerimizi? Benim hikayem çok komik olursa?

En iyisi komik bir hikaye yazmak o zaman galiba. Değil mi? En azından İngilizce’de dedikleri gibi, bana değil benimle gülerler belki. Olabilir mi Mart Defteri? Ama ben komik bir şey yazamam ki. Aklıma hiçbir şey gelmiyor. Ne yazmalıyım?

Bu akşam biraz düşüneceğim. Gelecek haftaya kadar zamanım var. Bakalım bir şey yazabilecek miyim?

Aslında bizim evde yıllar öncesinin hikayeleriyle dolu kitaplar var. Oradan bir taneyi okusam sınıfta? Anlarlar mı Mart Defteri? Acaba?

Bence öyle yapmalıyım. Ben hikaye yazamam ki. Ama anlarlarsa rezil olurum. Değil mi? Bu güzel olmaz. Sonra bana yine şarkı yazarlar. Hikaye Hırsızı diye.

Şu insanlar ne garip ya. Onlarla aynı şekilde olmam şart sanki. Onların güldüğü şeylere gülmelisin, onların ağladığı şeylere ağlamalısın. Her şeyi onlar gibi yapmalısın. Ne zor bir iş. Ben yapamıyorum işte Mart Defteri. Beni sen anlıyorsun, biliyorum. Sen de diğer defterlere benzemiyorsun. Benim defterimsin en azından. Bir aptalın defteri. Ben aptalsam, sen de öylesin, alınma ama. Benim yazdıklarım kadar değerlisin sen Mart Defteri.

Bazı çocuklar çok yetenekli bu hikaye konusunda. Necati mesela. Daha önce Oktay Hoca’nın verdiği bütün kompozisyon ödevlerinde başarılı oldu. Çok iyi yazıyor Necati. Gerçi yazdıklarını anlamak biraz zor oluyor. Neden bu kadar iyi olduklarını ben anlayamıyorum ama.

İşte böyle Mart Defteri. Bugün olanlar bunlar. Ben aptal bir para babasıyım ve bir hikaye yazmam gerekiyor. Para babası ne ilginç bir laf, değil mi? Herhalde parayı büyüttüğü için öyle diyorlar onlara. Bu durumda ben pek para babası sayılmam aslında. Ben sadece harcıyorum.

Neyse işte. Yani kısa zaman içinde bir hikaye yazmam gerekiyor. Ne yapacağımı bilmiyorum.

Annemle babama bu şarkıdan bahsetmeli miyim acaba? Ne derler? Onlar da “kafana takma” derler herhalde. Neden herkes bunu söylüyor ki? “Kafana tak, düzelt bu durumu!” diyen yok.

Neyse, hadi iyi geceler Mart Defteri. Yarın görüşürüz.

11 Responses to 'Mart Defteri - 3 Mart'

Subscribe to comments with RSS or Geri İzleme to 'Mart Defteri - 3 Mart'.

  1. Mehtap said, on Nisan 20th, 2008 at 11:17 pm

    Merhaba. Benim merak ettiğim bu kahramanın kaç yaşında olduğu. Bir de ingilizcedeki o ifadeyi bilecek kadar ingilizceyi nasıl bildiği. Gerçi bu küçük ayrıntılara yanıt vermesi gerekmiyor bir günlüğün. Ama bu merakım bu romanın merak uyandırma konusunda başarılı olduğunu gösteriyor en azından.

  2. Enis Salih Reyhan said, on Nisan 20th, 2008 at 11:22 pm

    Merhaba Mehtap. En sık yorum yazan okurum. Teşekkür ederim.

    Bu kahramanı bir Anadolu Lisesi öğrencisi olarak yazıyordum, ama bu nokta yeterince açık değil belki. Yani en fazla 16 yaşında biri. Bunu daha iyi açıklamaya çalışırım. Güzel bir nokta.

    Yabancı dil konusunun açık olduğunu düşünüyorum. Tahir Amerika’dan gelmiş biri olduğunu belirtiyor zaten. İngilizcesi iyi olduğu için Anadolu Lisesi’ne alınmış bir öğrenci.

    Yine de bazı noktaların kafa karıştırabildiğini görmüş oldum sayenizde.

    Bu benim için çok ilginç bir deneyim oluyor. İlk romanımı yazarken defalarca tekrar ele almıştım. Ama bu romanda canlı olarak ve taslak halinde okur karşısına çıkıyorum. Bu biraz ürkütücü. Bu nedenle eleştirileriniz benim için değerli. Romanın gelişmesine katkısı olacaktır.

    Bir anlamda, eğer okurlar da katılırsa, kollektif bir roman olabilir bu.

  3. hümeyra said, on Nisan 21st, 2008 at 1:46 pm

    Tahir ismi gibi temiz bir çocuk.Acaba çok üzülmemesi için kullanıldığını ona söylemekmi gerekiyor.Bence yaşam ona insanları tanıtacak.Çok fazla korumacılık gerekmez.Bu sadece onu güvensizliğe iter. Bu hikaye beni çok duygulandırıyor.Nedense bu tip insanların var olduğu çevresindekilerin onu kullandığını görmek beni korkutuyor.

  4. Enis Salih Reyhan said, on Nisan 21st, 2008 at 1:49 pm

    Merhaba. Teşekkür ederim.

    Evet gerçekten de öyle. İnsan üzülüyor. Aslında bu romanı da bunun için yazıyorum denebilir. :)

  5. eroman said, on Nisan 21st, 2008 at 2:18 pm

    bloğuma yaptığınız ziyaret ve yazmak zahmetine katlandığınız yorum için çok teşekkür ederim. ben uzun yıllardır yazıyorum. yazdıklarımı paylaşmak amacıyla blogcuyu kullanmaya başladım. herşey paylaştıkça güzel. sizi de yazdıklarınızı paylaşıma açtığınız için kutlarım. nice başarılara diyorum. saygı ve sevgilerimle.

  6. Enis Salih Reyhan said, on Nisan 21st, 2008 at 3:06 pm

    Aynı şekilde ben de teşekkür ederim.

    Gerçekten katılıyorum, her şey paylaştıkça güzel. Bunu bilen insanları gördükçe çok seviniyorum. Sanıyorum internetin meyvelerinden biri de bu.

  7. Zeynep said, on Nisan 23rd, 2008 at 6:51 pm

    İnsanın okuduğu romanın kahramanını sevmesi çok güzel bi şey…bu kadar sevilesi bi karakteri yazdığın için saol!!

  8. Enis Salih Reyhan said, on Nisan 23rd, 2008 at 7:09 pm

    Rica ederim. :D

    Okuduğun için ben teşekkür ederim.

  9. mavianne said, on Nisan 24th, 2008 at 5:29 pm

    Tahir’in iyi niyeti suistimal ediliyor
    ama, bu durumdan mutlu ise sorun yok,
    O şarkı incitici gerçekten
    Tahir çevrenin bazen çok acımasız olduğunu da bu küçük yaşta öğreniyor bu sayede
    hayat tecrübesi böyle kazanılıyor nitekim

  10. Enis Salih Reyhan said, on Nisan 24th, 2008 at 7:25 pm

    Evet, gerçekten öyle. Bakalım neler olacak?

  11. öznur said, on Mayıs 2nd, 2008 at 12:20 am

    ben yeni başladımda son sayfayı çok merak ediorum şimdi nolcak sonlardan biraz okusaammı;))

Leave a Reply