kurmaca bunlar

Mart Defteri - 5 Mart

Yazı kategorisi: Mart Defteri by Enis Salih Reyhan Nisan 22nd, 2008

5 Mart

Selam Mart Defteri. Epeyce düşündüm şu hikaye konusunda. En sonunda kendi hikayemi yazmaya karar verdim. Aslında o kadar güzel bir hikaye değil. Ama ne yapayım, çalmaktan iyidir, değil mi?

Bugün okuldan gelince oturup epeyce hikaye okudum. Bazıları çok hoşuma gitti. İnsanın sadece aklına gelen bir şeyi yazmasından dahi bir hikaye olabiliyormuş, bunu anladım. Benim de anlatacağım bir hikaye var Mart Defteri. Beğenilir mi bilmiyorum. Ama şöyle bir şey yazacağım:

Bir gün bir kafede oturuyordum. Boş boş oturduğum günlerden biriydi. Böyle günler çok sık oluyor Mart Defteri. Çocuklara takılmadığım zamanlarda bazen kendi kendime otururum bir yerlerde. İşte öyle bir gündü.

Kafede benden birkaç yaş küçük bir kız vardı. Okuldan çıkıp geldiği belliydi. O da benim gibi okul kıyafetiyle gelmişti. Birini bekliyordu belli ki. Daha sonra iki arkadaşı geldi, ama bunu hikayede anlatmayacağım. Anlatacağım kısım bir albinoluyla ilgili.

Kafeye bir albinolu geldi biraz sonra. Albinoluları bilirsin, kılları beyazdır. Saçları, kirpikleri falan, beyazdır. İşte geldi, kızın karşısında bir yere oturdu. Kızcağız herhalde ilk kez bir albinolu görüyordu ki, şaşırarak baktı ona.

İşin ilginç tarafı, kız ondan sonra da sürekli ona bakıyordu. Elinde değildi, biliyorum. Ben de ilk kez bir cüce gördüğümde böyle olmuştum. Bakmamaya çalışıyordu, ama gözünü ayıramıyordu Mart Defteri. Çok komikti. Bu benim aklıma Amerika’da yaşadığım bir olayı getirdi.

Utah’ta bir gün tren istasyonundaydım. Bir arkadaşımı karşılayacaktım. Beklerken bir adam geldi, oturdu karşıma. Adamın gözlerinden biri, nasıl desem, korkunçtu. Dışarı doğru çıkıktı iyice. Özürlüydü belli.

Ben düşünmeye başladım. Onun gibi olmak nasıl bir duyguydu acaba? Çok sorunu oluyor muydu? Yine de mutlu muydu? Nasıl bir çocukluğu olmuştu? Çocuklar onunla alay etmişler miydi? Bunları düşünürken adama dik dik bakıyor olmalıydım. Birden bana dedi ki:

“Bir yere mi gidiyorsun?”

“Hayır. Birini karşılayacağım. Siz?” dedim.

“Ben eve dönüyorum. Hapisten çıkmıştım.”

“Öyle mi? Geçmiş olsun.”

“Evet. Bir adam öldürmüştüm.”

Biraz bozuldum. Ne diyecektim ki şimdi? Düşünceli düşünceli kafamı salladım sadece. O devam etti: “Bana dik dik bakıyordu.”

O zaman anlamıştım meseleyi. Orada kafede otururken aklımdan albinolu da böyle bir şey söyleseydi diye geçirdim. Güldüm kendi kendime.

Ama garip değil mi Mart Defteri? İnsanlar kendilerine benzemeyenlere karşı neden bu kadar farklı davranıyorlar? Anlamıyorum. İşte bunu yazmayı düşünüyorum. Ne dersin? Evet, bunu yazacağım. Beğenmezlerse, ne yapayım yani? Ölecek değilim ya. Güzel olup olmadığını bilmiyorum, önemli de değil. Hikaye işte. Beğenmeyen bir daha okumasın.

İşte böyle. Bunun dışında Necati’in takıldığı şu çocuktan bahsetmek istiyorum sana Mart Defteri. İbrahim’den. Değişik bir çocuk İbrahim. Dersleri falan çok iyi. İyi de bir çocuktur. Ama nedense Necati son zamanlarda onu bize tercih ediyor gibi geldi. Emin değilim tabii. Sadece iki gün oldu daha, ama genelde bizimle takılmak yerine İbrahim’le takılıyor. Olabilir değil mi? Belki artık bizi sevmiyordur eskisi kadar. Olabilir değil mi?

Gerçi ne kadar düşünsem de, onu kıracak bir şey yaptığımı sanmıyorum. Bir iki kez aramızda sorun oldu, kabul ediyorum. Ama kıracak bir şey yaptığımı sanmıyorum. Eğer onu kırmadıysam, sorun yok, değil mi?

İbrahim bizim sınıfın gözdesidir. Hocalar çok sever onu. Çok çalışkan ve iyi bir çocuktur. Çok sessizdir sonra. Birkaç arkadaşı vardır ve genelde onlarla takılır. Ama herkesle arası iyidir. Severim onu. Necati de eskiden beri sever onu. Bunu biliyordum.

Ama yine de bilmediğim şeyler var. Necati bize kızdı mı? Ramazan’la aralarında ufak tefek sorunlar oldu mesela. O yüzden mi kızdı? Bilmiyorum.

Ramazan da pek sessizdi bugün. Ahmet zaten hep sessizdir. Ramazan’ın Necati hakkında söylediği bir şey ilgimi çekti. Bu konuyu, yani İbrahim konusunu, Ramazan’la Ahmet’e açtım.

“Boş ver ya, Tahir-men.” dedi.

“Niye ki?” dedim.

“İsteyen istediğiyle takılır. Necati bizim malımız değil.”

“Ama arkadaşımız.”

“Geri gelir, merak etme.” dedi o da.

Geri gelir mi Mart Defteri? Yoksa bize tamamen küstü mü? Ya da hem İbrahim’le, hem bizimle mi takılmak istiyor? Bunları bilemiyorum.

“Takma kafana.” En iyi bildiğim cümle, değil mi Mart Defteri? Ben de kafama takmamaya çalışacağım. Ama Necati’yi çok severim. Çok iyi bir çocuktur.

Neyse, en azından bir hikayem var. O kadar harika olmasa da, var. Sınıfta okutmasalar, çok memnun olurum Mart Defteri. Ben böyle şeylerden çok utanırım.

Sana söylemeyi unuttuğum bir şey daha var. Şu şarkı. Artık o kadar düşünmüyorum. Okulda herkes duymuş, bunu anlıyorum. Bana söylemiyorlar tabii, yanımda da konuşmuyorlar, ama biliyorum. Bu şarkıyı yazanı bir elime geçirsem…

Neyse, bu da bir şaka değil mi? Ne yapayım yani Mart Defteri? Bunu değiştiremem. Bir süre sonra bu şarkı unutulur, bunu biliyorum. Bu yüzden bunu da kafama takmıyorum.

Hiçbir şeyi kafama takmıyorum. Böylesi daha iyi değil mi?

13 Responses to 'Mart Defteri - 5 Mart'

Subscribe to comments with RSS or Geri İzleme to 'Mart Defteri - 5 Mart'.

  1. hümeyra said, on Nisan 22nd, 2008 at 4:25 pm

    Bu çocuk aptal olduğuna iyice ikna olmuş.Zor iflah olur. Onun “aptal aptalık yapandır.” diyecek birine ihtiyacı var

  2. Enis Salih Reyhan said, on Nisan 22nd, 2008 at 4:28 pm

    Biraz abarttım mı sizce? Ama romanın konusuyla biraz ilgisi olacak diye düşünmüştüm bunu.

  3. nezihe said, on Nisan 22nd, 2008 at 5:22 pm

    Fiziksel görüntüsüyle barışıkmı?Utahtan niye döndüler,kardeşi varmı,oturduğu şehir (kasaba) yani ailenin sosyal cevresi nasıl……..

  4. Enis Salih Reyhan said, on Nisan 22nd, 2008 at 5:26 pm

    Haklısınız, bunlara değinmem gerekiyordu biraz.

    İlk taslakta hikayeyi anlatıp bitirmeye o kadar odaklanıyorum ki, bazı ayrıntıları gözden kaçırıyorum. Bunları daha sonraki bölümlerde açıklamaya çalışayım.

    Güzel eleştiriler yaptınız Nezihe Hanım. Böyle eleştirilerden daha çok bekliyorum herkesten. Teşekkür ederim.

  5. Enis Salih Reyhan said, on Nisan 22nd, 2008 at 6:29 pm

    Bir de şu nokta var mesela: Bazı gündelik olaylardan bahsetmedim pek. İlk taslak olduğu için mümkün olduğunca yazıp bitirmeye odaklandım galiba.

    Merak ediyorum, ilk taslağı okumaya gelen insanlar, ikinci taslağını, ya da son halini de okuyacaklar mı? Çünkü belirttiğiniz gibi noktaları ikinci taslakta daha çok bulacaklar gibi geliyor bana.

  6. Can said, on Nisan 22nd, 2008 at 7:12 pm

    Niye bu cocuk aptal olduguna inan mis.Dersleri cok mu kotu? Kardesi sinif birincisi mi?
    Ozguveni az desek,babasina bagiracak kadar ozguveni var.
    Humeyra hanim’a katiliyorum. Bu cocugun iyi bir dayaga ihtiyaci var!

  7. Enis Salih Reyhan said, on Nisan 22nd, 2008 at 7:15 pm

    Hahaha! Yorumunuz için teşekkür ederim.

    Hmm. Tahir’in topluma uyumsuzluğunu iyi vurgulayamadım belki. Arada bu konuda bazı ayrıntılar vardı diye düşünüyorum, ama yeterli değildi demek ki.

    Bunu yeniden ele almak gerekecek belki. Belki son “aptalım” fazla oldu. Bilemiyorum.

  8. Enis Salih Reyhan said, on Nisan 22nd, 2008 at 7:19 pm

    Son “aptalım” yorumunu çıkararak işe başladım. Sanırım o biraz fazla olmuştu.

    Karakterin aptallığını topluma biraz uyumsuzluğundan kaynaklanacak şekilde düşünmüştüm. Ama bunu iyi anlatamadım belki.

    Yardımınız için teşekkürler Can.

  9. Can said, on Nisan 22nd, 2008 at 7:20 pm

    Enis Bey,
    Romaninizin cok guzel basladi ve cok guzel ilerliyor. Calismaliriniz icin size tesekkurederim. Umarim ilk romaniniz basilir ve bizde okuma imkani buluruz.

  10. Enis Salih Reyhan said, on Nisan 22nd, 2008 at 7:24 pm

    Güzel sözleriniz için de teşekkürler Can Bey. Ben de basılacağını umarım.

    Bu arada, sizinki gibi eleştirilere gerçekten ihtiyaç var bu romanda. Benim fark etmediğim bir noktayı belirtmişsiniz. Sonuçta hikayeler “sebepler”le ilgilidir değil mi?

    Teşekkür ederim.

  11. Ali said, on Nisan 23rd, 2008 at 7:11 am

    Enis Bey Gunaydin,
    Romaninizi ilgiyle takip ediyorum. sizin icin mahsuru yoksa ben buna tefrika demeyi isterim. Ne de olsa Tanpinar’in romanlari bile vaktiyle tefrika olarak yayimlanmisti. Bunun beni heyecanlandiran yani, yayimlandiginizda eklenmis ve eklenmemis parcalariyla kendinin olusma hikayesini de tasiyacak olmasi. Ilerisi icin bir hafiyelik malzemesi yani bir yapboz olacak yani.

    Ote yandan sizinle bu kadar dogrudan muhattab olmak da enteresan dogrusu. Surecin hep icindeyiz, sormamamiz gereken sorulari soruyoruz “neden boyle dusunuyor” “ne icin Turkiye’ye donmus’” diyebiliyoruz. Sanki romandan degil de vereceginiz cevaplardan ogrenecegiz bazi seyleri. Bizim bir romani okurken edinmeye alisik olmadigimiz tavirlar bunlar. Her zaman yazar ile belli bir mesafede durulur ya…

    Sizin bu sorulari “tahir adina mesafeli” degil de “Enis Salih adina mutevazi” cevaplamaniz ayrica alisilmadik. Sorulara “Neler olacak gorecegiz” demek yerine, “bazi ayrintilari arttirabilirdim” diyebiliyorsunuz.

    Dogrusu bunlar ilginc deneyimler, ben kendi adima sadece bolumleri degil yorumlari da takip etmek icin izliyorum sitenizi.

    Cok konustum herhalde. Herseyden once her bolumunu zevkle okuyorum. Tesekkur ederim.

  12. Enis Salih Reyhan said, on Nisan 23rd, 2008 at 7:20 am

    Merhaba Ali Bey.

    Harika yorumlar gerçekten, çok teşekkür ederim. Ayrıca romanı takip ettiğiniz için de teşekkür ederim. Beğendiğinize sevindim.

    Bu benim için de garip bir deneyim. Tam olarak nasıl tavır almam gerektiğinden emin değilim. Ama okurun sürece katılması düşüncesi beni biraz heyecanlandırıyor doğrusu.

    Diğer romanda çok yakın tanıdıklarla yaşadığım bir deneyimi bu kez farklı insanlarla da yaşamaya çalışıyorum.

    Dilerim ilk taslaktan sonra da, sizin gibi, farklı bir hikayesi olduğu için okumaya dönecektir okur.

  13. öznur said, on Mayıs 2nd, 2008 at 12:42 am

    eee bu şarkıyı bence arkadaşları yazmış olabilir..??

Leave a Reply