Mart Defteri - 6 Mart
6 Mart
Bugün Cumartesiydi Mart Defteri. Hava güzeldi epeyce. Havaların böyle güzel gitmesine şaşıyorum aslında. Ama her an tekrar bozabilir. Fazla güvenmemek lazım.
Ramazan ve Ahmet’le bir yerlerde oturduk bugün. Kaç saat oturduğumuzu bilmiyorum. Çok uzun oturduk. Birçok şey yedik, içtik.
Hava güzel olduğu için, kafelerin bazıları dışarıdaki masalarını açmışlar. Biz de dışarıda oturduk. Tabii insan yine de biraz üşüyor, ama değiyor bence. Özledim doğrusu baharı.
Ramazan’ın yine keyfi yerindeydi bugün. “Tahir-men?” diye sordu bana, “Siz Amerika’dan niye dönmüştünüz?”
Ben de verecek fazla cevap olmadığı için özetledim: “Türkiye’yi özlemişti babamlar. Oralarda aradıkları tadı bulamadılar.”
Ramazan şaşırdı. “Abi Türkiye’nin nesini özlediler yahu? İnsan Amerika’dan döner mi?”
Ben şaşırdım. Çünkü ben Türkiye’yi çok seviyordum Mart Defteri. Amerika’daki anılarım o kadar da iç açıcı değil. Yani tamam, buralarda sorunlar var. Ama ne bileyim, burada daha rahatım sanki. “Bence döner.” dedim, “Sen hiç gurbette kalmadığın için öyle söylüyorsun.”
“Ben bir gün gideceğim.” dedi, “Ve geri dönmeyeceğim.”
Ahmet’e döndüm ben. Ahmet çok sessiz bir çocuktur genelde. Bu tür konularda ne düşündüğünü bilmezsin. Ramazan’la konuşur çoğunlukla, ama kısa ve öz konuşur. “Sen ne diyorsun Ahmet?” dedim.
Kafasını eğdi. “Giderim abi. Geri de dönmem.”
“Niye ki ya? Burada rahat değil misiniz?”
Ahmet arkasına doğru kaykılmış, kollarını çaprazlamış oturuyordu. Birden doğruldu ve dirseklerini masaya dayadı. “Abi sen nasıl rahatsın, ben ona şaşıyorum.”
Hep böyle “abi” derdi. Herkese “abi” derdi. Kızlara bile.
“Ben rahatım işte, ne bileyim.” dedim ben.
“Sen şaşılacak birisin Tahir. Ben siyasi krizlerin olmadığı, ekonominin iyi olduğu falan bir yerde yaşamaktan mutlu olurum şahsen.”
“Oralarda da sorunlar var. Sadece şu anda umurunuzda değil. Oradayken umurunuzda olacak.”
Bir şey demedi ikisi de. Gülümsediler sadece. Sonra birer buzlu çay daha istedik. İkisinin de parası yoktu yine. Hesabı ben ödedim. Kalktık.
İşte böyle. Şu insanları anlamıyorum Mart Defteri. Her zaman olduklarından farklı bir yerde, farklı bir durumda olmak istiyorlar. Daha iyi bir durumda olmanın kolay olmadığını bilmiyorlar mı? Çalışmak gerekiyor Mart Defteri. İnsanın çok çalışması gerekiyor. Ama bazen çalışanlar bile bulamıyor bu iyi durumu. Neden işin kolayını seçmiyorlar?
Bence en kolay olan, bulunduğu durumdan memnun olmak. Çok mu yanlış düşünüyorum Mart Defteri? Bana katılmayacak çok insan var, biliyorum. Ama ben de zaten bunu herkese söylemiyorum. Sen bil, yeter. İşte böyle.
Akşama doğruydu herhalde, eve geldim. Ve ne yaptım biliyor musun Mart Defteri? Hikayemi yazdım. En son çok küçükken hikayeler yazmıştım. Onlar da İngilizce’ydi. Yani bu ilk hikayem sayılır. Sonra oturup uzun uzun Ahmet’i düşündüm.
Neden o kadar sessiz bir çocuktu acaba? Aslında onun ailesinin de durumu fena değildi, ama herhalde ona pek para vermiyorlardı. Ankara’nın en lüks yerlerinden birinde oturuyorlardı.
Değişik bir çocuktur o Mart Defteri. Kendisini kimsenin tanımasını istemez fazla. Ben de bu duruma şaşarım hep. Ben arkadaşlar edinmeyi çok severim. Ama fazla arkadaşım olmaz genelde. Ahmet’se pek arkadaş edinmez, Ramazan’ın tersine. Sadece birkaç kişiyle takılır. Garip bence.
Gitar çalar. Güzel de çalar hani. Elektro gitarı var bir tane. Gözü gibi bakıyor ona. Bir ara bir grup kurmaya falan heveslenmişlerdi bir iki arkadaşıyla, ama olmadı. Çocuklarla çok samimi değildi herhalde.
Neyse işte. Anlayacağın, ilk hikayemi yazdım. Bu gece bir kez daha okuyacağım. Bir de sesli olarak okuyacağım. İnsanlara komik gelmesini istemiyorum. Mümkün olduğunca dikkat çekmeyen bir hikaye olsun istiyorum.
Necati yine gelmedi bugün Mart Defteri. İbrahim’le takılmıştır herhalde. Ders mi çalışmışlardır, ne yapmışlardır, bilemiyorum. Bize küstü herhalde Mart Defteri. Yani öyle davranmıyor, ama sanki küsmüş gibi geliyor bana.
Bu arada benim de ders çalışmam iyi olurdu. Dersler fena durumda doğrusu. Okulumu bitiremeyebilirim Mart Defteri. Ama içimden hiç çalışmak gelmiyor. Babam kızıyor çok. Annem de. Ama içimden gelmiyor işte. Bizim çocuklar da pek çalışmazlar. Anlamakta zorlanıyorum dersleri ben. Bilmediğim tonlarca şey var. Ne yapacağım Mart Defteri?
Eskiden her şey ne kolaydı. Biz çocukken. O zamanları bazen özlediğimi itiraf ediyorum. Senin çocukluğun yok, değil mi? Sen özleyemezsin de tabii. Benim özlememle yetinmek zorundasın.
Ben özlüyorum Mart Defteri. Çok şeyi özlüyorum. Ama bu anlamsız, değil mi? Çocuklar için dediğim gibi, bulunduğun durumdan iyisi yok. Geçmişi geri getiremezsin. Bu yüzden bugünü sevmem ve kafama takmamam gerekiyor.
Ama Necati meselesini biraz kafama takıyorum. Ne yalan söyleyeyim, takıyorum çok. Çok iyi bir arkadaştı o. Herkes severdi onu. Ramazan kadar çevresi geniş değildi, ama onun hakkında kötü bir şey söyleyen duymadım hiç. Onu da özlüyorum Mart Defteri.
En iyisi bir ara gidip, kendisine durumu sormalı. Bize küstü mü? Derdi nedir? Bunları anlamalı. Değil mi? İnsanlar konuşarak anlaşır, değil mi Mart Defteri? En iyisi sormalı.
Fark ettim de, Necati’yle hiç derin bir sohbetimiz olmadı. Belki artık bunun zamanı gelmiştir Mart Defteri. Sana gelişmeleri yazarım.


Sayın Enis Bey
eleştirileri mi dikkatte alıyorsunuz yoksa zaten merak edilenlerden zaman zaman bahsedecekmiydiniz.Ama her hangisi olursa olsun gayet güzel.Bugün geciktiniz biz okurlar alıştıklarımızın zamanında bekliyoruz.İyi çalışmalar
Eleştirileri de dikkate alıyorum, ne yalan söyleyeyim.
Merhaba, ben de baştan beri okuyorum yazdıklarınızı. Özellikle 6 Mart’ı çok beğendim ve daha önce, bekleyelim görelim modundayken şimdi hak ettiği övgüyü vermenin vakti geldi diye düşündüm. Vallahi büyük cesaret, romanınızı ilk elden burada yayımlıyor olmanız. Daha önce hiç bu romanla ilgili bir taslak veya özet var mıydı? Öyle değilse ilk taslak için gayet iyi gidiyor. İlk taslağı yazıp sonraki taslakları tefrika etseniz (kaptım retoriği:)) daha mı başarılı olurdu bilmiyorum. Ama böylesi daha doğal ve içten. “belki de en güzeli böyle” demiş Bülent Ortaçgil (dil çıkaran tebessüm).
Teşekkür ederim, herkese olduğu gibi size de.
Bu romanın bir taslağı ya da özeti yoktu, ama temel bir anahat çıkarmıştım. Kafamda bir planı vardı yani. Ama daha önce yazmaya başlamamıştım. Yani bu tam bir ilk taslak.
ben daha ilk başlardayım romanın, ilerledikçe sana fikrimi beyan edeceğim,
ilk izlenim ; çok sürükleyici, doğal ve merak edilir
dilin akıcı
tebrikler
Teşekkür ederim mavianne.
Demek ki istediğim gibi olmuş. Memnuniyet verici.
Merhaba Bahri,
Ne güzel yazıyorsun…. İnsan okurken huzur buluyor…Beni taa günlük tuttuğum o 10 lu yaşlarıma götürüyor yazdıkların.. o güzel mutlu yıllara ailemin hep beraber olduğu güzel günlere…
Şimdi de hayat güzel aslında…Yeğenlerimizle çocuklarımızla gurur duyduğumuz zamanlar bu günler…
Tebrik ediyorum ve devamını diliyorum..
Çok teşekkür ederim. Bunlar çok gurur verici sözler. Çok mutlu oldum.
sevgili enis salih,
tahir’in Ankara’da yasadigini bugun ogrendik:
”Ahmet’i düşündüm…
…Ankara’nın en lüks yerlerinden birinde oturuyorlardı.”
tahir’in okulu, nerede yasadigi, ailesi hakkinda daha detayli bilgilerin izini suruyorum biraz bu romani okurken. tahir’in arkadaslari ve yasadiklari hakkindaki yorumlarinin yaninda, kafamda kisilerin, olaylarin gerceklige burunmesi, o dunyaya tam anlamiyla girebilmek icin buna ihtiyac duyuyorum sanirim.
selamlar.
Eğer elimden gelirse, daha birçok şey öğrenebilir okur, ama çoğunlukla ilk taslakta atladığım çok şey oluyor.