kurmaca bunlar

Mart Defteri - 9 Mart

Yazı kategorisi: Mart Defteri by Enis Salih Reyhan Nisan 26th, 2008

9 Mart

Bu akşam hikayemi yazdım. Güzel oldu bence. Yani o kadar emin değilim, ama bence güzel oldu. Bir de sesli okudum. Pek hoşuma gitmedi sesli okuyunca. Ama fazla yapabileceğim bir şey yok.

Sana anlattığım gibi yazdım hikayeyi. Yani albinoluyla kızı görünce, aklıma o adam geliyor ve “Keşke albinolu da böyle bir şey dese.” diyorum. Hepsi bu. Bundan güzel bir hikaye olduğundan emin değilim. Adı Katilin Bıraktığı. Katil olduğunu söyleyen adamın bende bıraktığı izi kastediyor. Bence fena olmadı Mart Defteri. Bakalım Oktay Hoca ne diyecek?

Bugün okulda biraz sıkıldım. Pek değişik bir şey olmadı yani. Zaten genelde fazla değişik bir şey olmaz. Dersler işte, bilirsin.

Yazarken veya hocaları dinlerken çok sıkılıyorum derslerde. Sınıfın çok gerisindeyim. Bazı şeyleri anlamıyorum. Ama bunu söyleyemiyorum pek. Çalışmak da gelmiyor zaten içimden. Çalışsam da bir sürü konuyu ezberlemem gerekecek. Zor işler yani.

En iyi dersim İngilizce. Üç farklı İngilizce dersi var bizde. Üçünün de hocalarıyla iyi anlaşıyorum. Beni seviyorlar. Çok basit bazı şeyleri, diğer çocukların anlamaması bana garip geliyor. Bilgi böyle bir şey demek ki Mart Defteri. Benim anlamadıklarım da onlara garip geliyordur.

Bir de Almanca dersi alıyorum. O da zor doğrusu. Sana çok komik bir şey anlatayım. Bizim sınıfta Dilek diye bir kız var. Geçen gün Almanca dersinde bir cümle söyledi, çok güldük hepimiz.

Bu Dilek Milli Eğitim Bakanı olmak istiyor, tamam mı? Geçen gün Almanca olarak “Bir trenim olsun istiyorum.” diyeceğine, “Bir tren olmak istiyorum.” dedi. Hoca da güldü. Bir arkadaş var, çok gırgır bir çocuktur, dedi ki “Ulaştırma Bakanı olur bundan hocam.”

Arada komik şeyler oluyor yani. Matematik dersi de olmasa çok daha rahat olacaktım. Onu da nasıl geçeceğimi bilemiyorum. Birinin beni çalıştırması gerek herhalde. Ama kim beni çalıştırır ki? Ramazan da, Ahmet de bunlardan bir şey anlamıyorlar. Zaten çalışmazlar da. İkisi de kalabilir bu sene.

Necati olsa çalıştırırdı beni, ama o da pek çalışmazdı genelde. Son zamanlarda İbrahim’le takılmaya başladığından beri dersleri düzeldi ama biraz. Sınıfta tahtaya kalkıyor arada. Soruları falan cevaplayabiliyor yani. Herhalde iki üç gündür, derse gelmeden önce çalışıyor biraz.

Ramazan, “Necati inek olmuş.” dedi. Bence de öyle olmuş. Gıcık oluyorum o çocuğa doğrusu. Ama ben de onun gibi yapmalıyım belki de. Derse gitmeden önce çalışmalıyım. Ramazan’la Ahmet, durumlarını kurtarırlar, ama benim durumum vahim.

Ahmet’in Necati’yle ilgili yorumu ise, “Adam bizden ayrıldı, doğru yolu buldu.” oldu. Bence o kadar doğru bir yol değil. İnsan arkadaşlarını böyle satar mı? Onların arkasından böyle işler çevirir mi?

Neyse işte, Mart Defteri, anlayacağın okul devam edip gidiyor. Bu arada babam bana bugün sabah “Paran var mı?” diye sordu.

“Var.” dedim.

Şaşırdı. “Allah Allah. Aferin oğlum.” dedi ve güldü. Paranın boşa harcanmasını hiç sevmez. Biraya yatırır ama, o ayrı. Ben de bunu ona söyledim, biliyor musun Mart Defteri.

Dedim ki, “Baba sen bira içmesen, paradan geçilmez bu evde.” Ben biraz şımarığımdır. Arkadaşlarım babamla nasıl konuştuğumu görünce şaşırırlar hep. Ama saygısızlık etmemeye çalışırım Mart Defteri. Bunu hiç sevmem.

Elini kaldırdı. “Ulan,” dedi, “sen bu sene sınıfı geç, ben de birayı bırakmazsam…”

Düşünebiliyor musun? “Ciddi misin baba?” dedim.

“Ciddiyim Tahir. Sen sınıfı geç, ağzıma bira koymam.”

“Tamam o zaman.” dedim ben de. Ama sınıfı geçeceğimi sanmıyorum. Zor Mart Defteri, çok zor. En azından ilk sınavlardan iyi notlar alsam, çok faydası olurdu doğrusu. Geçen dönem kıl payı geçtim. Bu dönem çok zor.

İbrahim’le konuştum bugün bir de teneffüste. Çok değişik bir çocuk. Sana bir ara onu da anlatayım. Kendine özgü bir espri anlayışı var. Bir örnek vereyim:

Bir seferinde Burak’la aralarında ufak bir tatsızlık olmuştu. Burak ona bağırdı çağırdı. Konu neydi hatırlamıyorum. İbrahim dinledi onu. Ondan sonra dedi ki, “Seninle diplomatik ilişkilerimi gözden geçireceğim.” Çok komik değil mi? Burak bile güldü o anda.

İlginç bir çocuktur. Güncel olaylara, siyasete falan ilgili biridir. Esprilerinin arasına bunlardan sıkıştırır zaman zaman. Bazıları çok komik olur ama. Nedense yine de hiç dikkat çekmez. Kimseyle arası kötü değildir, kimseyle arası çok da iyi değildir. Çok yakın bir arkadaşı yok herhalde. Son zamanlarda Necati’yle çok takılıyor işte. Onun dışında çok yakın bir arkadaşı yok.

Necati onu eskiden de severdi. Arkasından hep güzel şeyler söylerdi. Bu kadar yakınlaşmaları ise birden oldu. O iyi çocukla bizim Necati’nin ne işi var, bilmiyorum. Belki de gidip İbrahim’i Necati’ye karşı uyarmalıyım, ha Mart Defteri?

Bugün olan değişik bir olay daha var. Yine Ramazan’la Ahmet’e paramın olmadığını söyledim. Ramazan’ın buna çok kızdığını biliyorum. Belki de gidip bu konuda Oktay Hoca’yla yeniden konuşmam gerekiyor. Bilemiyorum.

İyi geceler Mart Defteri. Yarın görüşmek üzere.

13 Responses to 'Mart Defteri - 9 Mart'

Subscribe to comments with RSS or Geri İzleme to 'Mart Defteri - 9 Mart'.

  1. ali said, on Nisan 26th, 2008 at 10:29 pm

    Sonunda kavuştuk : )
    Sayfanızın yeni halini de beğendim. “wordpress bloğu” kimliğinden biraz çıkmış.
    Sevgiler.

  2. Enis Salih Reyhan said, on Nisan 26th, 2008 at 10:30 pm

    Selam. Güzel olmuş, değil mi?

  3. Mehtap said, on Nisan 26th, 2008 at 10:32 pm

    Merhaba. Ben çok duygulandım sonuncuyu okurken. Bu arada şu karıştırılan almanca ifadeler neymiş, merak ettim…

  4. Enis Salih Reyhan said, on Nisan 26th, 2008 at 10:33 pm

    Çok geciktiğim için özür dilerim herkesten. Üniversiteye hazırlanan bir kuzenim var. Birkaç gündür onu biraz ders çalıştırıyorum. Bugün de biraz uzun sürdü.

  5. Enis Salih Reyhan said, on Nisan 26th, 2008 at 10:36 pm

    @Mehtap: O kadar duygusal bir bölüm olduğunu düşünmemiştim, ama memnun oldum doğrusu. Almanca ifadeler şöyle:

    “Ich will ein Zug haben.” yerine “Ich will ein Zug sein.”

  6. Mehmet said, on Nisan 26th, 2008 at 10:39 pm

    Burada, Oktay Hoca karakteri Tahir için bir mürşit vazifesi görecekse daha derinlikli incelenmeli gibi geliyor bana. Yani iyi insan olması dışından nasıl bir hoca, neden Tahir için bu kadar değerli olduğuna dair birsürü şey okumak istiyor insan. Tabi metne müdahele gibi olmasın.

  7. Enis Salih Reyhan said, on Nisan 26th, 2008 at 10:42 pm

    Güzel bir fikir Mehmet.

    Oktay Hoca’yı ilerleyen bölümlerde zaten biraz daha incelemeyi düşünüyorum. Ama takdir edersiniz ki, kahramanımızın anlatımı derinlikli karakter tahlillerine müsaade etmiyor fazla. Yine de benim de böyle bir düşüncem var.

  8. Mehmet said, on Nisan 26th, 2008 at 10:51 pm

    Evet, gerek romanın üslubu, gerek kahramanız çok derinlikli incelemeye izin vermiyor. Ama Tahir, Oktay Hoca hakkında çokça düşünüyor olmalı, belki onun gibi olmayı hayal ediyordur mesela, bilmiyorum. Onun o uzun uzun düşünmeleri yansıtılabilir. Kolaylıklar…

  9. Enis Salih Reyhan said, on Nisan 26th, 2008 at 10:52 pm

    Haklısınız Mehmet, de niye bu kadar acelecisiniz? :)

  10. Mehmet said, on Nisan 26th, 2008 at 11:17 pm

    aceleci değilim yav merakla beklemenin etkisi. zira bugün bizi epey beklettiniz hmm :)

  11. Enis Salih Reyhan said, on Nisan 26th, 2008 at 11:18 pm

    Evet, gerçekten tekrar özür dilerim. Ama merakla okuduğunuz için çok mutlu oluyorum.

  12. mavianne said, on Nisan 28th, 2008 at 5:09 pm

    Necati de çalışkan çocuklarla arkadaşlık edip sınıfını geçmeli babasını biradan vazgeçirmeli
    ne dersin?

  13. Enis Salih Reyhan said, on Nisan 28th, 2008 at 6:19 pm

    Dilerim öyle olur mavianne. :)

Leave a Reply