Mart Defteri - 23 Mart
23 Mart
Bu akşam çalıştık yine Necati ve İbrahim’le. Necatiler’in evi güzel bir yer. Annesi de sevimli bir kadın. Benim annem gibi ev hanımı o da. Bize güzel bir şeyler hazırlamıştı yiyecek. Bir de sütlü kahve içtik Mart Defteri. Sütlü kahveyi çok sevdiğimi Necati söylemiş annesine, o da benim için yapmış.
Çok şey öğrendim. Birçok şey daha mantıklı geliyor eskisine göre. Gerçi hala anlamadığım bazı konular var. Bazen olduğu gibi kabul etmek gerekiyor bazı konuları. Bazı formüller mesela. Onları her zaman anlayamayabiliyorsun. Anlamam mümkün olunca bana açıklıyorlar zaten. Bazı şeyler kabul ediliyor olduğu gibi, buna yapacak bir şey yok. Fizikte örneğin, o kadar çok kabul edilmiş değer var ki. Aslında neden böyle yaptıklarını anlayabiliyorum tabii. İşlemleri kolaylaştırmak için. Haklılar belki de.
Necati’nin güzel bir odası var. Küçük ve dağınık, ama güzel bir oda. Annesi biraz kızdı ona dağınıklık için, ama biz önemsemedik. Necati de önemsemedi zaten. Benim odama benziyor, sadece bir bilgisayarı var farklı olarak. İşte böyle.
Ama sana asıl önemli olan konuyu anlatmadım. Bunun sebebi bundan utanıyor olmam. Okulda olanlarla ilgili. Bunları anlatmak istediğimden de pek emin değilim aslında. Biri okur diye korkuyorum seni. Zannetmiyorum gerçi. Annem ve babam benim özel hayatıma saygı duyarlar. Yani sanıyorum öyle.
Kısaca bugün kavga ettim. Yani pek kavga sayılmaz. Birine vurdum. Bir sürü sorun oldu okulda. Anlatayım en iyisi, seni merakta bırakmayayım.
Bir ara teneffüste Necati’yle konuşuyorduk. Okulun koridorunda ayakta durup yaptığımız konuşmalardan biriydi. Necati sırtını duvara yaslamıştı, elleri cebindeydi. Her şey yolundaydı. Yani ne bileyim, kendimi uzun zamandır ilk defa iyi hissediyordum. Kafam bomboştu sanki. Havadan sudan konuşuyorduk. Sonra nasıl olduysa, konu Para Babası’na geldi. Aslında konuyu ben açtım.
“Necati?” dedim.
“Evet?”
“Şu şarkı vardı ya? Para Babası. Onu kim yazmıştı?”
Yüzünü astı. “Ya, niye taktın bu kadar bu şarkıya?”
Biraz düşündüm. Niye bu kadar takmıştım gerçekten? Ama haklıydım bence. Benim hakkımda kötü şeyler söylüyordu o şarkı. Aptal değilim ben Mart Defteri. Yani eskiden öyle düşünüyordum, ama anladım ki ben o kadar aptal değilim. Benim kendimi aptal sanmama o şarkıyı yazan gibi insanlar sebep olmuşlardı. Necati yani.
“Sen mi yazdın?” dedim en sonunda cesaretimi toplayıp.
Güldü. “Allah Allah. Nereden çıkardın bunu?”
“Öyle bir şey duydum.”
Ciddileşti. “Kim söyledi bunu?”
“Boş ver.”
Durdu biraz. Yüzüme baktı. “Ben yazmadım Ernie.” dedi, “Neden öyle bir şey yazayım?”
Ne diyeceğimi düşünüyordum. Toparlar gibi olunca söyledim. “Eskiden aptal olduğumu düşünüyormuşsundur belki. Bence önemli değil o kadar. Sen yazdıysan, söyle.”
“Ben yazmadım Ernie.” dedi tekrar ve yine güldü.
“Kim yazdı o zaman?”
Kafasını salladı. “Ya ne yapacaksın bunu? Kim yazdıysa, yazdı. Salağın biri yazdı işte.”
“Ama merak ediyorum Necati. Bu benim için önemli.”
Ellerini çıkardı cebinden. Omzuma koydu bir elini. “Ben yazmadım Ernie.” dedi, “Kim söylediyse, yalan söylemiş. Kim söyledi peki bunu?”
“Ramazan.” dedim istemeyerek.
Şaşırdı. “Allah Allah. O niye böyle bir şey söylesin ki?”
“Niye o kadar şaşırdın?”
“Ramazan yazmadı ki şarkıyı.”
“Kim yazdı Necati? Ne olur, söyle.”
Başını eğdi, gözlerini kapatıp iki parmağını göz çukurlarına bastırdı. “Şimdi ne yapacağım?” der gibi bir hali vardı.
Millet yanımızdan gelip geçiyordu. Zil çalmıştı ve derse girmemiz gerekiyordu. Bekledim biraz daha. Necati bir şey söylemedi. En sonunda yakasına yapıştım.
“Kim yazdı Necati? Söyle!” Sert çıktım herhalde biraz.
“Kerim.” dedi isteksiz bir ses tonuyla.
Hemen oradan ayrıldım. Bu Kerim’in yaptıkları artık canıma yetmişti zaten. On aradım deli gibi etrafta. Necati arkamdan geliyor ve beni sakinleştirmeye çalışıyordu. Kolumu tutuyor, “Dur Tahir, delilik yapma!” diyordu. Ben kolumu hırsla çekiyordum elinden.
Kerim’i sınıfta buldum. Yanına gittim. Sırada oturuyordu. Bana baktı başında dikildiğim zaman.
“Ne oldu?” dedi gülerek.
“O şarkıyı sen mi yazdın Kerim?” dedim burnumdan soluyarak.
“Ne şarkısı lan?”
“Para Babası.”
Kalktı. Ciddileşti suratı. Yüzüme yüzünü iyice yaklaştırıp, “Ben yazdım, ne olacak?” dedi.
Ona yumruk attım Mart Defteri. Öyle bir vurdum ki sıranın üzerinden kayıp arka tarafa düştü. Pişmanım. Sinirle yaptım bunu.
Oktay Hoca çok kızdı. Olanları hocaların önünde anlatmak zorunda kaldık. Benim haklı olduğumu düşündüklerini sanmıyorum. Yani anlaşılabilirdi yaptığım, ama haklı değildim. Şiddete başvurmamalıydım.
Çok pişmanım Mart Defteri. Neyse, ceza falan almadım. Ama çok kötü bir gündü anlayacağın. Kerim’in tam gözünün üzerine vurmuşum. Gözünün çukuru morlukla doldu. Gözü de kanlandı.
Oktay Hoca çok kızdı ama. “Oğlum, sen böyle biri değildin, ne oldu sana?” dedi.
Başım önümde cevap verdim. “Özür dilerim hocam. Kendimi tutamadım.”
“Bana bak Tahir” dedi ciddi ciddi. Yüzüne baktım. “Şiddet hiçbir şeyi çözmez. Buna benzer bir şey daha olursa, ceza alırsın. Anladın mı?”
“Anladım hocam.”
Kerim’i de çok azarladılar. Hocalar hakkında şarkılar yazanın da o olduğu çıktı ortaya. Ama ona da ceza vermediler.
Çok utanıyorum Mart Defteri. Çok.

