kurmaca bunlar

Mart Defteri - 14 Mart

Yazı kategorisi: Mart Defteri by Enis Salih Reyhan Mayıs 1st, 2008

14 Mart

Bugün dayanamadım, Kerim’i aradım. Tahmin edeceğin gibi Mart Defteri, arkadaşlarıyla bir planı varmış. Dışarıda olacaklarmış. Şaşırdı ben arayınca. Onu ilk kez arıyorum. Bir kez de sınıf pikniğiyle ilgili olarak konuşmuştuk. O düzenlemişti pikniği. Güzel bir piknikti.

Ramazan, Ahmet, Necati ve ben, hep beraberdik o zaman. Necati o zaman da mutlu değildi pek. Güneşli ve güzel bir gündü. Bu günden ne kadar farklıydı. Sanki daha mutluyduk o zaman.

Düşünüyorum da, piknikte de parayı hep ben harcamıştım. Aslında her zaman parayı ben harcadım. Necati zaman zaman verirdi para. Son zamanlarda benim para ödememe biraz tepki veriyordu. Belki her şeyin farkındaydı baştan beri.

Onun haklı olduğunu söylemeyi çok isterdim. O şarkıyı yazmasaydı, şimdi çok daha iyi bir durumda olabilirdik. Benim aptal olduğumu düşündüğü için ona da fazla kızamıyorum aslında. Neyse.

Sakin, çok sakin bir Pazardı bugün. Televizyonda çizgi film izleyerek başladı günüm. Ne güzel çizgi filmler yapıyorlar. Son yıllarda çizgi filmler de değişti epeyce. Sanki daha büyük insanlar için yapılıyor artık bunlar.

Sıkıcı bir gündü yine aslında. Ne yapacağıma pek karar veremedim. Babam da evdeydi tabii. Oturduk akşama kadar. Yağmur da devam etti bütün gün. Karanlık bir Pazar. Bulutlarla Kaplı Pazar. O şarkıyı bilmezsin, değil mi?

Bir ara babam haberleri dinlemeye başladı yine takıntılı bir şekilde. Nedense evde olduğu sürece haber dinlemek istiyor. Aynı haberleri tekrar tekrar dinlemekten de sıkılmıyor.

O sıkıcı saatlerde, dışarıda olabilirdim. Yapacak bir şeyler bulmam gerektiğini düşündüm Mart Defteri ve bir şeyler yaptım. Bir hobim yok benim. Kitap okumayı sevmem. En iyisi şöyle gemi maketi falan yapmak olurdu herhalde. Gemileri çok severim ben. Şu ufacık balıkçı takalarına bile bayılırım. Belki ileride bir balıkçı koyunda yaşarım. Zaten yaptığım da bununla ilgili.

En sonunda resim yapmaya karar verdim düşününce. Küçükken güzel resim yapardım. Derslerde yaptırdıkları zaman da fena yapmazdım resmi. Gerçi bir konuyla kısıtlanmak kötü oluyor. O zaman resmin de kötü oluyor. Bir de komik şeyler söylerler resim derslerinde. “Soyut resim yapın.” gibi. Yahu, insan içinden gelmezse belli bir tarzda nasıl resim yapabilir, değil mi?

Neyse işte. Ben de bir balıkçı koyu resmi yaptım. Kara kalemle. Pek istediğim gibi olmadı. Benim kafamda canlanan, her ne kadar kara kalemle yapsam da, renkli bir şeydi. İstediğim canlılığı veremedim. Bir taka koydum koya. Arkada başka tekneler de var. Deniz biraz dalgalı. Kıyıda yalnız biri duruyor. O da benim herhalde.

Çok rahatladım resmi bitirince, biliyor musun? Sanki uzun zamandır bu resmi yapmayı bekliyormuşum gibi rahatladım. Bu kadar güzel bir şey olduğunu bilseydim, yıllardır bunu her gün yapardım.

Onun dışında değişik bir şey yok. Odamda uzun uzun oturdum. Arada çay içerken televizyon izledim. Aynı şeyler anlayacağın. Herhalde hafta sonlarını pek sevmeyeceğim bundan sonra.

Babam da şaşırdı öğleden sonra. “Hayırdır, sen çıkmadın dışarı?” dedi. Hep dışarıda olmama kızar eskiden beri. Birkaç kez “Burası otel mi?” demişti. Geç geldiğim zamanlar.

“Bugün bir yere gitmek istemiyor canım.” dedim ben de.

Anneme baktı dudağını büzerek. Yüzünde “Allah Allah!” der gibi bir ifade vardı. “Hasta mısın, nesin oğlum?” dedi dalga geçerek.

Ama ben çok keyifsizdim. Cevap verecek gibi hissetmedim kendimi. “Yok ya. Yağmur var zaten.” dedim, biraz durakladım ve ekledim istemeden: “Çocuklarla da pek görüşmüyoruz zaten.”

Anneme baktı tekrar. Annemin ne yaptığını göremedim, ama babam başka bir şey sormadı. Herhalde annem “Sonra anlatırım.” anlamında bir şey yapmıştır. Göz kırpmıştır herhalde. Ben de pek takmadım kafama. Sonra babam birasından bir yudum daha aldı. Yudum dediğim de bardağın yarısı kadar.

Kısaca pek bir şey yapmadım. Bir ara uyumayı düşündüm öğleden sonra. Ama öğleden sonraları uyursam, gece uykum kaçıyor. Ya da sabah çok erken bir saatte uyanıyorum. Bu nedenle uyumadım. Çok müsait bir gündü aslında.

Dün de böyle olmuştu. Belki de benim sürekli uykumun gelmesi yeni bir şey değildir. Belki önceden de uykum geliyordu, ama uyuyamayacağım durumlarda olduğum için atlatıyordum. Şimdi ise uyumak istiyorum sık sık.

Uyku da garip bir şey değil mi? Düşünmeye, bir şeyler yaşamaya devam ediyorsun, ama rüyadaki düşüncelerin çok daha yüzeysel oluyor. Derin hiçbir şey düşünmüyorsun. Rüyada olan olaylarla ilgili düşünüyorsun sadece. Eğer bir kabus değilse, korkmuyorsun da. Çok derdin olmuyor.

Ayrıca ölüme de çok benziyor. Tamamen derin bir dinlenme durumu, ama ufacık bir sesle dönebiliyorsun. Öyle garip geliyor ki bana. Sence de garip değil mi Mart Defteri. Kendini kapatıyorsun, şarj oluyorsun ama nasılsa bir düğmeye basılmadan tekrar açılabiliyorsun. Uyku tuhaf bir şey. Ölüp de dünyadan ayrılmamak gibi bir şey herhalde.

Fark etmişsindir baştan beri, ben çok şeye şaşarım böyle. Bu bile bana garip geliyor. Hatta öyle şeyler var ki hayatta, kimsenin şaşmaması daha da garip geliyor. Benim için hayat, hayret edilecek şeylerle dolu.

Bir zamanlar İngilizce bir şiir okumuştum. Kimin olduğunu hatırlamıyorum. Şöyle diyordu: Mucize arayarak geçirmeye gerek yok hayatı, ben mucizelerden başka bir şey görmüyorum.

7 Responses to 'Mart Defteri - 14 Mart'

Subscribe to comments with RSS or Geri İzleme to 'Mart Defteri - 14 Mart'.

  1. mavianne said, on Mayıs 1st, 2008 at 3:10 pm

    Tahir’e katılıyorum,
    nefes almamız,
    gözlerimizi açıp kapamamız, herşey bir mucize,
    yoktan var olmamız
    her yeni gün mücizelere gebe
    uykuya sığınmasını tavsiye etmiyorum Tahir’in
    hayata koşmak, hayata katılmak uykudan daha tedavi edcici diye düşünüyorum
    Dostluklar, uğraşlar, koşuşturma ve tempo insanın ruhuna uykudan daha iyi geliyor
    tahir’e tavsiye ederim,
    Gününü dolu dolu uğraşlarla geçirmeli

  2. Zeynep said, on Mayıs 1st, 2008 at 7:52 pm

    Tahir’in saf dünyası çok hoşuma gidiyor benim…

  3. Enis Salih Reyhan said, on Mayıs 2nd, 2008 at 2:00 am

    öznur’a cevaptır. Nasılsa bunu da okursunuz ve bunu görürsünüz. Bütün yorumlarınıza cevap yazmam çok zor olacaktı.

    Bu kadar heyecanla takip ettiğiniz için çok teşekkür ederim. Harika bir duyguymuş bu.

  4. öznur said, on Mayıs 2nd, 2008 at 2:07 am

    eveeeettt bitti çok hoş olmuş. devamını heycanla bekliorum sabah ilk okuyan ben olurum herhalde:)) bide ne zaman anlıcak tahir o şarkıyı necatinin deilde diğerlerinin yazdığını..?? yani bence ve gidişata göre durum öle. :))
    ellerinize sağlık Enis Salih Reyhan
    saygılar.

  5. Enis Salih Reyhan said, on Mayıs 2nd, 2008 at 2:09 am

    Süpersiniz Öznur. Bu kadar heyecanla okuyan bir okur bulmak ne güzel.

  6. öznur said, on Mayıs 2nd, 2008 at 2:14 am

    eğer 1yılı yazmış olsaydınız bu şekilde ve ben bu gece başlamış olsaydım eminim sabaha kadar uyumaz okur ve bitirirdim..
    e baskıya dönüşsün bence :))
    çok merak ettim arkası yarın mı şimdi.. neyse az kaldı hadi bakalım beklicess:))

  7. Enis Salih Reyhan said, on Mayıs 2nd, 2008 at 2:29 am

    Çok sevindim. Teşekkür ederim.

Leave a Reply