Mart Defteri - 15 Mart
15 Mart
Bugün ne olduğuna inanamayacaksın Mart Defteri. Hem iyi, hem kötü bir şey. Coğrafya dersinden önceki teneffüste Oktay Hoca sınıfa geldi.
Sınıfımızın bir panosu vardır bizim. Bir şeyler iğneleriz oraya. Ne astı biliyor musun? Hikayemi. Sadece iki hikaye astı. Biri Necati’ninki, biri de benimki.
“Bunlar,” dedi, “en güzel hikayelerdi çocuklar. Hepinizin okumasını istiyorum. Derste konuşacağız.”
Ya bana derste okutursa hikayeyi? Gerçi hikaye güzelse, kimse gülmez herhalde. Demek güzel bir hikaye yazmışım, düşünebiliyor musun? Ama sınıfta okutabilir bu durumda hikayeyi. Bu da çok iyi bir şey değil. Ben korkarım.
İşte böyle. Hayatımda ilk defa oluyor bu Mart Defteri. Aslında çok güzel hikaye yazamam yani. Nasıl olduysa, Oktay Hoca beğenmiş. Benim hikayem, düşünebiliyor musun? Şimdi bütün sınıf okuyacak. Çoğu okudu bile.
Daha ilginç olan bir şey söyleyeyim sana o zaman. Öğle tatilinde sınıftan hikayeyi okuyan çocuklar bana geldi ve “Oğlum sen yazar olacak adammışsın.” dediler. Onlar da beğendi yani.
Rabia bayıldı hikayeye. “Albinolu çocuğa ne kadar yazık, değil mi Tahir?” dedi, “İnsan böyle şeyleri düşünemiyor.”
Anlayacağın benim hikaye olay oldu bugün. Ramazan okudu mu, bilmiyorum. Umurumda da değil doğrusu. Ahmet okudu herhalde. Necati de okudu.
Necati’nin hikayesi daha ilginç Mart Defteri. Bu da işin kötü olan yanlarından biri. Onun hikayesi benimle ilgili galiba. Biraz uzun bir hikaye.
Mahir diye bir çocuğu anlatıyor. Saf biri. Herhalde bu benim. Arkadaşlarının kendisini derslerde çok iyi olduğu için kullandığını fark etmiyor. Diğerleri onunla derslerde kendisinden yardım almak için görüşüyor aslında. Ondan ders notları istiyorlar, kendilerine konuları anlatmasını istiyorlar. Bu kahraman aptal değil ama kesinlikle. Akıllı biri, sadece olanları görmek istemiyor.
En sonunda Necati bu arkadaşına durumu anlatıyor. “Seni kullanıyorlar.” diyor. Durumu kabullenmek istemeyen Mahir, Necati’ye arkadaşlarının arkasından iş çevirdiği için küsüyor. Ama sonra Necati’nin haklı olduğunu anlıyor. Çünkü arkadaşlarının dersle ilgili olmayan buluşmalarına kendisini çağırmadığını anlıyor. İşte böyle.
Herhalde benimle ilgili değil mi bu hikaye? Adı bile Mahir kahramanın. Ama böyle hikayeler yazması, onu masum yapmıyor. Neden hikayede şarkıyı anlatmadı o zaman? Mahir’in arkasından “İnek” diye bir şarkı yazdığını da anlatsaydı ya. Neyse, bana ne. Ne hali varsa görsün.
Aklı sıra benden özür dilemeye çalışıyor galiba. Öğleden sonra yanıma geldi ve benimle konuşmaya çalıştı.
“Tebrik ederim.” dedi, “Güzel hikaye yazmışsın.”
“Sağ ol.” dedim ters ters.
“Diğerlerinden farklı olmak zor olmalı. Hikayede buna benzer bir şey anlatmışsın herhalde.”
Cevap vermedim. Yürüdüm gittim. Artık ona dayanamıyorum. Neden benimle konuşmaya çalışıyor ki? Küstüğüm belli açıkça.
Neyse. Anlayacağın, hikayem beğenildi yani. Hem mutluyum, hem de korkuyorum. Karışık duygular bunlar.
Bugün Kerim’le de biraz konuştuk.
“Kusura bakma, gelemedim. Niye aramıştın beni Tahir?” dedi.
“Hiç,” dedim, “öylesine. Belki bir şeyler yaparız diye düşünmüştüm.”
Güldü. “Yaparız tabii. İstersen gelecek hafta sonu takılırız. Olur mu?”
Sevindim. “Olur.”
“Sen yeter ki iste.” dedi, “Son zamanlarda pek eğlenmiyorum.”
“Niye?”
“Herkes akıllı, mantıklı kardeşim. Bu şekilde hiç komik olmuyor ki. En iyisi biz beraber takılalım. Seninle güleriz.”
Harika değil mi Mart Defteri? Benimle eğleneceğini düşünüyor. Kerim’le iyi arkadaş olacakmışız gibi geliyor bana. Komik çocuktur çok. Bazen esprilerini anlamıyorum, ama anladığım zaman çok güldürüyor beni.
Genelde sınıfı da çok güldürür o. Kısa boylu, sevimli bir çocuktur. Önde oturur her zaman. Garip bir şekilde, hocalar da ona pek kızmazlar. Sanki mazur görürler onu. Sınıfın maskotu gibidir yani. Söylemesi herkese zor gelen şeyleri söyler bazen. Biraz da ağzı bozuktur yani. Ama o kadar önemli değil.
Sınıfta birkaç kişiye takılır çoğunlukla. Ama maskot olduğundan herkesle arası iyidir. Herkes ona güler. Kızlar bile, ona sinir oldukları halde, esprilerine gülerler. İyi çocuktur.
Okuldan çıkınca da biraz takıldık Kerim’le. Fazla değil ama. Bana çok ilginç şeyler anlattı.
Bizim okulun yakınında bir market vardır. O marketin de briyantinli saçlarını hep geriye tarayan bir sahibi vardır. Meğer o adam İtalyanmış Mart Defteri. Sicilyalı market mafyası için çalışıyormuş. Kerim birkaç kez adam öldürdüğünü görmüş onun. Öldürdüğü adamları bir kez kafasından, bir kez de kalbinden vuruyormuş. Bu onun işaretiymiş.
Herkes biliyormuş bunu. Polis de biliyormuş. Adam alenen suç işliyormuş, ama kimse bir şey diyemiyormuş. Çok korkuyorlarmış ondan.
Ama adamı görsen Mart Defteri. Orta boylu bir adam. Her zaman temiz giyinir. O kadar korkunç biri olduğunu hiç düşünmemiştim şimdiye dek. Normal bir adama benziyordu aslında.
İşin en şaşırtıcı tarafı, çok zengin olmasına rağmen bu küçük markette çalışmaya devam etmesi. Meğer burası adamın Türkiye’deki ilk dükkanıymış. Anıları olduğu için bırakmıyormuş burayı.
Dünyada çok garip insanlar var Mart Defteri. Bu kesin. Ben şaşırmaya devam ediyorum ısrarla.


ben market sahibinden yana bişiler daha öğrenmek istiorum polisler falan neden bişe demiolar?? yada buda kerimi’in kurmacası mı??
ufff tahir de artık akıllansın şu şarkı konusunda necati’nin yazmadığını yanii…
İlahi Tahir,
Akıllanmayacak bu çocuk,
Marketi sahibinin sicilyalı olduğuna nasıl da inanmış,
Saflığına hem kızıyorum hem de seviyorum,
Necati ile oturup konuşmalı,
Küsüp gideceğine
Sevgilerimi gönderiyorum sana…