Mart Defteri - 16 Mart
16 Mart
Kerim’le takıldık bugün biraz okul çıkışında. Galiba yeni bir arkadaşım var Mart Defteri. Çok eğlendik.
Çok gülüyor Kerim. Diğer çocuklar da gülmeyi severdi, ama Kerim kadar değil. Espriler yapıyor ve hem beni, hem kendini güldürüyor.
Çok da acayip şeyler biliyor. Özellikle çevredeki insanlar hakkında. Mesela oturduğumuz kafeyle ilgili öyle garip şeyler anlattı ki.
Bu kafe tarihi bir kafeymiş. Ankara’da tarihi bir kafe olduğunu bilmiyordum. Çok eskiymiş bu kafe. Cumhuriyet’ten öncesinde Rumlar işletiyormuş. Sonra mübadele döneminde sahibi bütün parasını kafenin altına gömmüş. Kafenin şimdiki sahibi de kafeyi yaptırırken bu hazineyi bulmuş. Ondan sonra kafe zinciri açmış.
Bana en garip gelen, hazine bulmuş olmasına rağmen, adamın kafesinin çok lüks bir yer olmamasıydı. Bunu Kerim’e de sordum. O da dedi ki, “Hazinenin çoğunu yemiş. Karısını terk etmiş, genç bir kızla yemiş paraları.”
İşte böyle. Hayat garip olaylarla dolu. O kafede otururken bunları düşündüm uzun uzun. Kerim bana değişik şeyler anlattı durdu. Her şeyi anlattıktan sonra da gülüyor kahkahalarla.
Mesela hocalarımızdan biriyle ilgili bir şey anlattı. Fikret Hoca. Anadolu Lisesi’nin Kamburu. Meğer onun bir zamanlar bir skandalı olmuş. Okulun en güzel kızıyla bir ilişkisi olduğu ortaya çıkmış Mart Defteri. Ama sonra bunu hasıraltı etmişler. İnsan inanamıyor. Öyle de sakin bir adam ki.
Kambur biridir anlaşılacağı üzere. Kısa boylu ve yüzü çiçek bozuğu bir adam. Okulun en güzel kızının onunla ne işi olduğunu anlayamadım doğrusu.
Ama hayat garip. Bunu Kerim’le takılmaya başladığımda daha iyi anladım. Çevremizdeki herkesin sırları var. O bunları nasıl biliyor acaba? Her yerden bir şeyler duyuyor demek ki. İnsan şaşıyor doğrusu.
Bunlardan önce okulda olanlar ise çok kayda değer değil. Değişik bir şey oldu, ama anlatmaktan çekiniyorum biraz. O da şu:
Bütün okul, evet Mart Defteri, bütün okul hikayemi okudu. İnsanlar akın akın sınıfımıza gelip hikayemi okudular. Hepsi de beğendi, düşünebiliyor musun?
“Tahir sen ciddi ciddi yazarmışsın oğlum.” dedi çoğu. Çoğu bir şey demedi, ama beğendiklerini anladım. Yani benim hikaye okulda bir olaya dönüştü anlayacağın.
Bunu söylemekten çekiniyorum sana. Bundan biraz utanıyorum doğrusu. Bu hikayeyi bu kadar beğenmeleri aslında biraz garibime gitti, çünkü o kadar harika bir hikaye değildi. Bundan iyisini yazabilirdim bence.
Sınıfta okumaktan da çok çekinmiyorum şu anda. Çünkü bütün okulun okuduğu bir hikayeyi sınıfta okumak o kadar zor olmayacak gibi.
Necati’nin hikayesini de okudular, ama o kadar nümayiş yapmadı kimse. Acaba Necati’nin hikayesinin benimle ilgili olduğunu anladılar mı? Bunu bilmiyorum. Bu konuda sadece Figen’le konuştum.
“Sence senden mi bahsediyor?” dedi Figen.
“Tabii ki. Çok bariz değil mi? Adı Mahir bir kere.”
“Olabilir. Sizin aranızda ne geçti ki?”
Anlattım. Figen bana baktı uzun uzun. “Doğru söylemiş.” dedi, “Ramazanların seni kullandığının herkes farkındaydı.”
Şaşırdım o zaman. “Neden söylemediniz hiçbiriniz?” dedim.
“İnanmazdın ki. Onları çok seviyordun. Necati’ninki cesaret işi.” dedi.
“Evet.” dedim düşünceli bir şekilde. “Ama ona hala kızgınım.”
“Niye?”
“Şu şarkı yüzünden.”
“Hangi şarkı?”
“Para Babası. O yazmış.”
“Öyle mi? O mu yazmış? Allah Allah.”
İşte böyle. Gördüğün gibi kimse Necati’den böyle bir şey beklemiyormuş. Yani bu sadece benim başıma gelen bir şey değil. Ama şarkı benimle ilgili işte.
Neyse, anlayacağın Kerim’le aramız iyi. Okulda takılmıyoruz fazla gerçi. Daha ziyade okul çıkışlarında takılıyoruz. Ayrıca Kerim parayı hep bana ödetmiyor. Bu da benim için iyi bir durum.
Parayı bana ödetmek için yalan söylemelerini hazmedemiyordum Mart Defteri. Ama Kerim gibi bir arkadaşım olduktan sonra artık Ramazan’la Ahmet’i hiç düşünmeyeceğim bir daha. Onlara yeterince kafamı yordum.
Yarın hikayeyi okutacak mı acaba Oktay Hoca? Çok heyecanlıyım. Gerçi herkes hikayeyi biliyor, hepsi de beğendi, ama yine de heyecanlıyım. Sınıfın karşısında hikayesini okumak zor bir iş.
Eğer sınıfın karşısında kendi hikayemi okuyamayacaksam, nasıl olacak da öğretmenlik yapacağım, değil mi? Bir İngilizce öğretmeni olduğumda, bizim hocalar gibi sınıfın karşısında bir sürü şey okumam gerekecek.
Ben nasıl öğretmen olacağım onu da bilmiyorum. Derslerimi toparlamam lazım. Ders çalışmam lazım.
Sınıfı geçebilirsem, babam da birayı bırakacak. Doğru söylüyorsa tabii. Bazen beni kandırdıklarını hissediyorum. Ama genellikle yalan söylemez babam. Herhalde sınıfı geçersem birayı bırakacaktır.
Geçebilir miyim acaba? Ders çalışmam lazım. Kerim benimle çalışır mı acaba? Onun da derslerle pek ilgisi yok. Daha ziyade eğlenmeyi düşünüyor. Derslere önem veren biriyle takılsam daha iyi olacaktı, ama buna da razıyım.
En azından şu sıra mutluyum Mart Defteri. Kerim gibi bir arkadaşım var. Sınıfın en zeki çocuklarından biri. Benimle takılması çok hoş. Hem de o kadar çok şey biliyor ki. Neredeyse herkes hakkında bir şeyler duymuş adam. İnsan şaşırıyor yani.
İşte böyle. Bugün olanlar bunlar. Görüşürüz.


ufff bu kadar saflık bence yeter..
ben sıkıldım bu çocuğun herşeye inanmasından
boğacam artık onu:))
saygılar
Haklısınız Öznur, ama karakteri birden zeki biri yaparsam biraz garip olmaz mı?
Sonuçta bunun her gün yayınlandığını düşünmeyin. Tamamlandığında 150 sayfa kadar ince bir roman olacak. Bütün bunları tek seferde okuduğunuzu düşünün.
:))