kurmaca bunlar

Mart Defteri - 17 Mart

Yazı kategorisi: Mart Defteri by Enis Salih Reyhan Mayıs 4th, 2008

17 Mart

Evet Mart Defteri, uzun zamandır korktuğum başıma geldi. Bugün hikayemi sesli olarak okuttu Oktay Hoca sınıfta. Necati’yle ben sırayla kalkıp hikayelerimizi okuduk.

Sana anlatayım olanları bu noktada.

Bizim sınıfın panosu tahtanın yanındadır. Yani sıraların karşısında yer alıyor. Oktay Hoca önce Necati’yi çağırdı. Necati panonun yanında durdu.

“Oku bakalım hikayeni Necati.” dedi.

Necati hikayesini okudu. Herkes beğendiğini belli eden sesler çıkardı. Necati ayakta dururken, onun hikayesini sanki meşhur bir yazarın hikayesini anlatıyormuş gibi yorumladı.

Ben bu arada ne kadar heyecanlandım tahmin edebilirsin. Bir yalan uydurup sınıftan kaçmayı bile düşündüm. Necati de heyecanlıydı belli ki.

“İnsan,” dedi Oktay Hoca, “her durumda kullanılabilir. Arkadaş sandığı insanlar onunla sadece çıkar için birlikte olabilirler. Sizin yaşlarınızda bunu anlamak çok daha zordur. Ama yaşınız ilerledikçe bunu daha iyi anlayacaksınız.” dedi.

Bunları söylerken bana da baktı bir ara. Ben Necati’nin hikayesi hakkında düşünemiyordum ki. Onun gibi iyi okuyabilecek miydim hikayemi? Herkes gülecek miydi? Oktay Hoca anlatmaya devam ediyordu hikayeyi.

“İnsanlara olan güveninizden dolayı bazen doğru söyleyenleri de suçlarsınız. Mesela anneniz ya da babanız arkadaşlarınıza pek güvenmediğinde onlara kızarsınız. Ama onlar tecrübe ile konuşmaktadırlar aslında.”

Sonra durdu, gözlüğünü çıkardı, cebinden çektiği güderiye silerken, “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.” dedi.

“Teşekkürler Necati. Güzel bir hikaye olmuş. Oturabilirsin.”

Necati oturdu yerine. Sonra Oktay Hoca bana baktı. “Ama,” dedi, “bu haftanın en güzel yazısı Tahir arkadaşınızdan geldi. Gel bakalım Tahir.”

Kalktım, ama bacaklarım pek bana uymuyordu sanki. Dizlerimin bağı çözülecek gibiydi her an. Gittim, panonun önünde durdum.

“Oku bakalım Tahir.” dedi Oktay Hoca.

Hikayeyi ağır ağır, yanlış yapmamaya çalışarak okudum. Bitince hocaya döndüm. Ama hoca da, ben de sınıftan gelen tepkiyle şaşırıp, o tarafa döndük. Sınıfta ne oldu biliyor musun Mart Defteri? Müthiş bir alkış koptu.

Bazı arkadaşlar olayı abartıp ayağa kalktılar alkışlarken. “Bravo!” falan diye bağıranlar oldu. Bunu bilemezsin Mart Defteri. Nasıl mutlu oldum, nasıl utandım… Elimi kaldırıp “Tamam, tamam.” der gibi hafifçe salladım. Ama onlar alkışlamaya devam etti.

Bir süre sonra alkışlar dindi. Oktay Hoca girdi söze.

“Beğendiniz değil mi?” dedi. “Arkadaşınız farklı olan insanlara bakışımızla ilgili profesyonellere yakışır bir hikaye yazmış. Bana Hemingway’in tarzını hatırlattı. Güçlü, vurucu, akıcı. Çok güzel.”

Bana baktı. “Aferin Tahir.” dedi. Sonra sınıfa döndü tekrar. “Hepimizin farklı olan insanlara karşı bir önyargımız vardır. Olmasa bile, bazen onların onlara farklı olduklarını hatırlatmamızın ne kadar rahatsız edici olduğunu bilmeyiz. Onların neler hissettiğini fazla düşünmeyiz. Bizim için sadece bizden farklı olmaları önemlidir. Bunu çok güzel anlatmış arkadaşınız. Oturabilirsin Tahir.”

Oturdum yerime. Sonra bir şey daha oldu Mart Defteri. Sınıftakiler hocaya baskı yapmaya başladılar. “Hocam onlara sözlü notu verin.” Bize tam not vermesini istediler.

“Verelim mi arkadaşlarınıza tam not?”

Herkes alkışladı. Oktay Hoca, “Tamam.” dedi ve ikimize tam not verdi. Bu hayatımın en ilginç olayıydı Mart Defteri. Tam anlamıyla kısacık hayatımın en ilginç olayıydı. Bunu asla unutmayacağım.

Yani güzel bir gündü. Hayatımda ilk defa bir işi diğerlerinden daha iyi yaptım. İlk defa alkışlandım. İlk defa tam not aldım hatta. Çok güzeldi Mart Defteri.

Peki sana daha ilginç bir şey söyleyeyim mi Mart Defteri? Bana bir lakap taktılar. Ernest. Hemingway’e benzettiği için Oktay Hoca hikayemi, teneffüste herkes bana Ernest dedi sınıfta. Adım Ernest oldu bugün. Bakalım kaç gün sürecek?

Necati yanıma geldi. “Boğaç Han gibi isim kazandın Ernest, helal olsun.” dedi, güldü. Ben oralı olmadım pek. O da gitti.

Akşam okul çıkışında biraz düşündüm eve giderken. Necati fena bir çocuk değildi aslında. Belki de onu affetmeliyim. Ama gelip özür bile dilemedi Mart Defteri. Özür bile dilemeyen birini neden affedeceğim ki? Belki zamanla ben de unuturum bu olanları.

Kerim de geldi yanıma bir ara. “Ernest mı oldun lan? Valla bravo.” dedi, “Sen fena çocuk değilsin.”

Yani sınıfta adım Ernest artık Mart Defteri. Belki de o kadar aptal biri değilimdir, ne dersin? Ben de tam olarak bilemiyorum. Ama neden hiçbir şeyi doğru düzgün yapamıyorum o zaman? Hayatımda iyi yaptığım tek şey bu hikaye oldu.

Bir de diğer derslerimi böyle doğrultabilsem. Anneme anlattım hemen gidince olayı. Sanki pek önemsemiyormuşum gibi anlattım, ama çok heyecanlandığım belli oldu. Elimde değildi. Annem çok gururlandı. Akşam babama da anlattı.

“Getir de şu hikayeyi bir okuyalım oğlum.” dedi babam. Getirdim. Okudu sakin sakin. Sonra bana baktı.

“Güzel olmuş oğlum. Nereden de aklına geldi?”

“Buna benzer bir şey olmuştu. Ben sadece olanı anlattım.”

“Aferin oğlum.” dedi. Birayı biraz daha fazla içti akşam. Herhalde biraz duygulandı. Annem ise telefonla herkese anlattı olayı. Bütün akrabalar öğrendi hemen olayı.

Yani kendi çapımda meşhur oldum. Artık adım Ernest. Benimle gurur duyabilirsin. Öptüm.

4 Responses to 'Mart Defteri - 17 Mart'

Subscribe to comments with RSS or Geri İzleme to 'Mart Defteri - 17 Mart'.

  1. öznur said, on Mayıs 4th, 2008 at 8:29 pm

    çok hoş olmuş:))

  2. ali said, on Mayıs 4th, 2008 at 11:48 pm

    özellikle bitişi (:

  3. Mart Defteri said, on Mayıs 5th, 2008 at 3:17 am

    Seninle ilkez gurur duydum bugun Tahir..
    Ister saf olsun , ister salak, unutmaki basariya giden yol herhangi bir isi yapabilmene inanmaktan gecer.(ozguven)

    Beni fazla bekletme yarin lutfen.

  4. Enis Salih Reyhan said, on Mayıs 5th, 2008 at 3:25 am

    Haha! Güzel bir yorum. Her kimseniz teşekkür ederim.

Leave a Reply