kurmaca bunlar

Mart Defteri - 18 Mart

Yazı kategorisi: Mart Defteri by Enis Salih Reyhan Mayıs 5th, 2008

18 Mart

Yağmur yine başladı Mart Defteri. Çok da şiddetli yağıyor yine. Artık yaz gelse keşke. Okul da kapansa artık. Ama dersleri de geçsem. En azından biraz çalışsam. İçimden hiç gelmiyor ki. Doğrusu şu, çalışamayacak kadar gerisindeyim sınıfın.

Kerim de gelmedi bugün. Biraz sıkıldım okulda. Figen ve Rabia’yla takıldım. Kerim’i okul çıkışında aradım. Grip olmuş. Geçmiş olsun demek için evine gitmeli miydim acaba?

Figen ve Rabia iyi kızlar. Okulda benimle ciddi ciddi muhabbet eden ender insanlardan ikisi de.

“Bence,” dedi Rabia, “sen hikaye yazmalısın bundan sonra. Ne de olsa Ernest’sın artık.”

“Becerebileceğimden emin değilim.” dedim.

“Deli misin oğlum?” dedi.

“Sen gördüğüm en güzel hikaye yazan adamsın.” dedi Figen.

“Sağ ol Figen.” dedim mütevazi görünmeye çalışarak.

Uzun zaman sonra ilk kez bu kadar ciddi bir konuşma yaptım kızlarla. Kimleri okuduğumu sordular.

Ben genelde hikaye okurum aslında Mart Defteri. Romanlarla pek aram yoktur. Filmler gibi. Roman okumak film izlemekten daha zevkli, ama çok uzun be. Sıkılıyorum. Yani bir yerde biteceğini biliyorum. Ayrıca romanları filmlerden daha iyi anlıyorum. Sevmiyorum diyorsam, okumadığımı sanma Mart Defteri.

Klasiklerden epeyce okudum. Çoğunu çok sevdim. Yenilerden de okudum. Ama biraz aceleciyim herhalde, hikaye okumak daha zevkli. Bir an önce sonuca ulaşıyorsun. Bu nedenle ben hikaye yazmalıyım belki de, dedikleri gibi.

Bana Ernest demeleri boşuna değil aslında Mart Defteri. Çünkü bundan bir yıl önce Hemingway’in yazarlara tavsiyelerini okumuştum. Niye okumuştum bilmiyorum, ama aklımda kalmış. Kısa cümleler kurmak, basit bir dil kullanmak gibi tavsiyeleri vardı. Bunları okuyunca bazı romanları neden daha rahat okuduğumu anladım. Onlar aklımda kalmış işte.

Neyse. Bu arada adım artık Ernest değil. Çoğu hala Ernest diyor, ama bir kısım adımı çoktan Ernie’ye çevirdi. Bu isimde bir seri film kahramanı vardı. Çok aptal biriydi. Sonunda her zaman başarılı olurdu, ama çok aptaldı işte. Beni bu isimle çağırmaları biraz canımı sıkıyor, ama sebebi iyi en azından. Beni ona değil, Hemingway’e benzetiyorlar. Şükretmem gerekir.

Ramazan’a rastladım koridorda bir ara. Bana ters ters baktı. Yanında Ahmet de vardı, ama o bakmadı bana. Yanımdan geçerken, “Ernie mi oldun lan?” dedi.

Bir şey demedim. O devam etti: “Artık havanı atarsın. Hikayeci.”

“Kimseye hava atmak istemiyorum.” dedim ben, “Sadece arkadaş olmak istiyorum.”

“Arkadaşlarını satıyorsun ama.” dedi ve uzaklaştı.

Ben arkasından bağırdım. “Ne arkadaş, ne arkadaş!”

Böyle işte. Bir de Necati’yle ufak bir konuşmam oldu. Fazla uzun olmadı gerçi.

“Tahir,” dedi, “bence hikayeni bir yerlere göndermelisin.”

“Nereye mesela?”

“Bir dergiye falan. Bilemiyorum.”

“Boş ver.”

Ama fark ettim ki, bu kez o kadar kötü davranmadım ona. İçimden ona kötü davranmak gelmiyor. Bana yaptığı da o kadar kötü bir şey değil aslında. O şarkı çok kötüydü, ama nihayetinde bir şakaydı.

Belki Necati’yle aramı düzeltmeliyim artık Mart Defteri. Ama aklımdan o sözleri çıkaramıyorum:

“Bana da para ver Para Babası,
Ben isterim, sen verirsin, böyle burası.
Burası Amerika’ya benzemez oğlum,
Kalın değil bizim o kadar ensemiz oğlum.”

Düşündüm de, o kadar kötü değil aslında. Ne diyorum biliyor musun Mart Defteri? Bence Necati’yi affetmeliyim artık. Ben insanlara uzun süre küsecek biri değilim. Ne dersin?

Bilemiyorum işte.

Bir ara da İbrahim’le konuştuk. “Ernie,” dedi, “sende kimsenin keşfetmediği bir cevher gizliymiş.”

“Sağ ol İbrahim.” dedim.

Güldü. “Ama bu biraz da senin suçun, değil mi?” dedi.

“Niye?”

“Kendini satmayı bilmiyorsun be Tahir.”

“Olabilir.”

Bu kadar. Bugün olan bütün önemli olaylar bunlar. Yani pek önemli bir gün değildi. Hareketsiz, sakin bir gündü. Okuldan dönene dek.

Akşam eve geldiğimde ise bir telefon trafiği daha vardı. Kuzenler aradılar tek tek. Ne espriler yapmadılar ki? “Oğlum meşhur bir yazar olursan, seni öldürür mirasına konarız.” mı demediler, “Orhan Pamuk’tan sonra seni tanırım.” mı demediler? Uzun uzun konuştuk. Ben fazla övmelerini istemedim beni, ama övdüler işte.

Belki de insanın en iyi arkadaşı ailesidir, ne dersin Mart Defteri? Kuzenler Ankara’da değiller ama. Keşke olsalardı.

Ama düşünüyorum da, ben sanırım Necati’yi affedeceğim. Bunun gururuma bir zarar verip vermeyeceğini bilemiyorum. Ama çok gururlu olmaktan bıktım. Ben gururumla değil, arkadaşlarımla yaşamak istiyorum. Ne dersin? Onu affetsem mi?

Aslında bunu sorduğuma göre, affettim bile değil mi? Yarın Necati’yle konuşacağım. Evet Mart Defteri, kararım bu. Yarın İbrahim’le de konuşayım. İkisiyle muhabbet edeyim biraz.

Belki Kerim de bize takılır biraz. Neden olmasın? Kerim, Necati, İbrahim ve ben grup oluruz belki. Gerçi pek uyumlu bir grup olmaz gibi görünüyor. Kerim’le İbrahim’in anlaşacaklarından emin değilim. Pek konuştuklarını görmedim. Necati de Kerim’i pek sevmez. Neyse, iki tarafla ayrı ayrı takılırım ben de.

Çok rahatladım. Necati’yi affediyorum ve bu beni çok rahatlatıyor. İnsan affetmeyi öğrenmeli. Bu bir erdemdir, değil mi?

6 Responses to 'Mart Defteri - 18 Mart'

Subscribe to comments with RSS or Geri İzleme to 'Mart Defteri - 18 Mart'.

  1. Mehtap said, on Mayıs 5th, 2008 at 1:40 am

    Bu hızlı dönüşünden sonra bence Enis Salih kendini affettirdi, ne dersiniz? Şimdi en merak ettiğim bölümlerden birine geldi. Necati ile konuşmaları ve sonrası nasıl şekillencek bakalım. Necati’yi daha tanımadan sevdik, umarım daha yakından tanırız ilerleyen günlerde

  2. Mehmet said, on Mayıs 5th, 2008 at 1:48 am

    Necati iyi çocuk canım, doğru anlar-anlatır ahvalini, güvenimiz tam. Bir an için facebook veya benzeri bir sitede “which MartDefteri character are you?” testini çözerken hayal ettim kendimi. Sonra da “hehe ben necati çıktım” diye konuşurken… Enis Salih böyle popüler şeylerden hazzeder mi bilmiyorum gerçi :)

  3. Enis Salih Reyhan said, on Mayıs 5th, 2008 at 1:53 am

    Haklısınız. Kendimi affettirmek amacı güdüyordum biraz. Yani bu olacaktı eninde sonunda, ama okuru fazla sıkmamam gerektiğini unutmaya başlamıştım. Gerçi şimdi anahatın iyice dışına çıktım. Burada zorlanmaktan korkuyorum biraz.

    Popüler meselelere gelince… Neden hoşlanmayayım? Romanımın çok okunması beni mutlu ederdi tabii, ama pek o kadar popüler olacağını sanmıyorum.

  4. öznur said, on Mayıs 5th, 2008 at 7:51 pm

    kesinlikle insanın en iyi arkadaşı ailesidir..

  5. mavianne said, on Mayıs 6th, 2008 at 12:16 pm

    Tahir şeker çocuk,
    Arkadaşlık çok önemli onun için
    Necati ile sıkı dost olacağına inanıyorum

  6. filiz said, on Mayıs 6th, 2008 at 5:56 pm

    Tebrikler,çok güzel
    bu güne kadar yorum yazmadım ama sıkı takipcinizim.
    Yazılımınız çok güzel,benim takıldığım nokta,Tahir’in Amerika’nın Utah
    eyaletinden gelmesi,yıllar önce ben de eşim ve çoçuklarımla orada güzel bir yıl geçirdim,
    heyecanla okumaya devam edeceğim,sevgiler.

Leave a Reply