Mart Defteri - 19 Mart
19 Mart
Bugün Necati’yle konuştum Mart Defteri. Güzel bir konuşma yaptık. Fazla derine inmedik, ama herhalde zamanla o da olur. Ayrıca çok garip şeyler öğrendim bugün onun hakkında.
Teneffüste bir şeyler okuyordu. Bu okuma adetini de yeni çıkardı. Herhalde İbrahim’in etkisiyle. İbrahim çok okur. Eline ne geçerse okur. Necati’ye güzel kitaplar tavsiye etmiştir herhalde. Yanına gittim.
“Merhaba Necati.” dedim.
Kafasını kaldırdı kitaptan. Yüzü aydınlandı birden beni görünce. “Merhaba.”
“N’aber?”
“İyilik. Senden?” dedi ve parmaklarını kitabın arasına koyup kitabı kapattı.
“İyiyim ben de. Ne okuyorsun?”
“Roman. Güzel bir şey.”
Onun önündeki sıraya ona dönük bir şekilde oturdum. Bana baktı. Ben ne diyeceğimi bilemedim. O konuştu neyse ki: “Bana kızgın değilsin artık herhalde.”
“Değilim.” dedim.
“Sevindim. Ben senin iyiliğini istedim sadece.”
“Biliyorum. Haklıydın. Ramazan’a çok kızgınım.”
Bir şey demedi. Ben konuştum bu sefer: “Hikayeni çok beğendim.”
“Sağ ol. Seninki kadar güzel değil.”
“Dergiye göndermem konusunda ciddi miydin?”
“Kesinlikle.”
Kafasını önüne eğdi. Bir şeyler düşünüyordu, ama ne düşündüğünü anlayamadım. Bazen insan düşünceleri okuyabilmeyi ne kadar istiyor.
Ama bu da kötü bir şey olurdu herhalde, değil mi Mart Defteri? Hiç duymak istemeyeceğin şeyleri de duyardın. İnsanların bilmemen gereken sırlarını bilirdin. Taşıması zor bir yük olurdu herhalde bu. Düşündüm de, bunu istemezdim pek.
Sonra bir süre konuşmayınca, “Görüşürüz.” dedim ve yanından uzaklaştım. Ama konuşmayı çok istiyordum. Yine de bugün için bu kadar yeterdi herhalde. Şimdilik iyiyiz yani.
Mutluyum, biliyor musun Mart Defteri? Eski arkadaşlarının hepsini birden kaybetmek güzel olmuyor. Ramazan’la Ahmet’i kaybettim zaten.
Bugün Kerim de geldi. Biraz da onunla konuştuk. Bana anlattıklarını nereden öğrendiğini sordum.
“Benim kulağım deliktir.” dedi.
“Nasıl yani?”
“Yani ben çok şey duyarım. İnsanlar birçok şeyi gelip bana anlatırlar.”
Sonra uzun bir şeyler anlattı. Çoğu ilginç şeylerdi. Ama en ilginci Necati’yle ilgili olandı. Sana da anlatayım.
Necati eskiden, nasıl desem, çok aptalmış. Beni bunun için iyi anlıyormuş. Bana acıyormuş. Sonra alerjik olduğu için kullandığı bir ilaç zekasını geliştirmiş. Annesi ve babası yıllar sonra fark etmişler. İlkokulda sınıfta kalıyormuş Necati, ama sonra ilacı kullanmaya başlayınca dersleri çok iyi olmuş.
Sonra fazla zeki olduğu için dersleri boş vermiş. “Nasıl olsa geçerim.” diye düşünüyormuş. İşin kötüsü kullandığı ilaç sonradan yasaklanmış. Necati’nin babası ilacın etkisini herkese anlatmaya çalışmış. Zekasının geliştiğini göstermeye çalışmış. Ama kimse onlara inanmamış. Hatta rakip ilaç firmaları babasına susması için para teklif etmişler. Olmayınca televizyona çıkmasına engel olmuşlar. Bu konu da öylece unutulmuş.
Necati bir zamanlar kafasının fazla çalışmadığını kimsenin bilmesini istemiyormuş. Bu yüzden kimseye söylemiyormuş bunu. Kerim de bunu babasından öğrenmiş. Babası Necati’nin babasını tanıyormuş. Bana bunları Necati’ye söylememem için söz verdirdi.
Çok garip değil mi Mart Defteri? Necati’nin bir zamanlar aptal olduğuna inanabiliyor musun? Bu kadar zekası geliştiğine göre çok etkili bir ilaç olmalı o. Keşke ben de öyle bir ilaç bulabilsem. Ne güzel olurdu, değil mi? Herkesin ne yapmak istediğini anlardım. Böylece ne düşündüklerini bilmeme de gerek olmazdı.
Bunu Necati’ye sormak isterim aslında. Söz verdiğim için soramıyorum. Neyse, belki bir gün kendisi anlatır bana.
Okuldan sonra da Kerim’le dolaştık biraz. Bugün yağmur durmuştu, ama her yerde yağmurun izleri vardı. Sokaklar çamurlanmıştı. Hava da tekrar yağabilecek gibi şu anda.
Akşam anneme olanları anlattım. Baştan sona. Çocuklarla niye küstüğümü, şarkı meselesini, hepsini anlattım. Necati’yle barıştığımı söyledim.
Necati’yle barışmam annemin hoşuna gitti. Ama geri kalanına biraz bozuldu. “Arkadaşlarının seninle paran için birlikte olduğunu niye anlamıyorsun oğlum?”
“Anlayamadım işte.”
“Bunu anlamayacak bir çocuk değilsin sen. Hakkını savunman lazım.”
Biraz düşündüm. Bunu niye anlayamadım gerçekten? Herhalde arkadaşlarıma fazla güveniyorum ben. Amerika’da insanlar, en azından benim tanıdığım insanlar, bu tür konularda yalan söylemezlerdi. Gerçi benim tanıdıklarım çocuklardı orada.
Çocuklar çok daha iyi oluyorlar, değil mi? Kafamızda bin bir türlü düşünce oluyor çocukken, ama çoğu başkalarının kötülüğü için olmuyor. Kendi rahatımızı veya eğlencemizi biraz fazla düşünüyoruz ama çocukken. Biraz bencil oluyoruz belki, ama kesinlikle kötü kalpli olmuyoruz. Çocuk olmayı özledim Mart Defteri. Her şey çok kolaydı o zaman.
Annem bunu duyunca çok üzüldü doğrusu. Babama da anlatmadı bunu. O kadar üzüldü yani anlayacağın. Bana bir sürü nasihat etti. Arkadaşlarıma dikkat etmem konusunda. Kendi malının kıymetini bil, dedi. Paranı herkese harcatma, dedi. Konuştu da konuştu.
Onun üzülmesi hiç hoşuma gitmiyor. Keşke elimden gelse de, annemi ve babamı hiç üzmesem. Ama elimden gelmiyor işte. Derslerime çalışsam ve doğru dürüst arkadaşlarım olsa, onlara yeterdi belki. Bana da yeter aslında.
Babama anlatmadı annem bunu. Onun haklı olmasından o da hoşlanmıyor. Babam birasını içip oturdu akşam. Keyfi yerindeydi.
İşte böyle. Mart Defteri, Necati’nin içtiği o ilaçtan bulsam keşke. Zekam gelişse, belki sorunlarımın çoğu sona ererdi. Neyse.
Seni kimse okumasın Mart Defteri. Bunu hiç istemiyorum.


Öznur, yorumunuzu yanlışlıkla silmişim. Özür dilerim.
elinize saglik. lutfen merakta birakmayin.
Olmaz yaa! bu kadar da olmaz,
Tahir’in benzerleri ne kadar da çok toplumumuz da
salak yerine çok saf demek istiyorum,
ellerinize sağlık çok güzel devam ediyor,
ama lütfen ilerleyen bölümlerde bir şekilde Tahir’in
hakkını koruyalım,yoksa ben romanın içine girip birşeyler
yapmak istiyorum,kalın sağlıcakla.
Sürci lisan ettik ise af ola.
Her halde.Hikayelerinizde bu kadar yalın ve akıcı olursa sizi izlemeye devam ederim.Tabi ki süreklilik Şartıyla.
kerim’in palavracı olduğunu ne zaman anlıyacak acaba??
neler uyduruyor öyle
yazık bizim tahir de inanıyor
neyse necati ile barışmasına sevindim
iyi çocuk necati
sorun deil ama üzüldüm:(