Mart Defteri - 21 Mart
21 Mart
Bugün benim için çok değişik bir gündü. Ders çalıştım. İşin güzel tarafı, anladım da Mart Defteri. Bir de bir şey öğrendim. Aslında çok şey öğrendim tabii.
Bu sabah Necati’yi aradım ve konuşma arasında derslerden geçmek istediğimi de söyledim. Beni çalıştırabileceğini söyledi. İbrahim’le ikisini bize çağırdım.
Serin bir gündü. Yağmur yoktu, ama dışarıda hava çok güzel değildi. Bu nedenle kapalı bir yerde oturmak mantıklı bir fikirdi. İkisi bize geldiler. Çalıştık.
Önce anlattıklarını anlamakta zorlandım. O yüzden bana bir konuyu anlatırlarken, baştan başlayarak ele aldılar konuları. Yani çok temel bir ders aldım sayılır. Bilmediğim o kadar çok şey var ki, inanamazsın.
İbrahim çok değişik bir çocuk. Ciddi, ağırbaşlı biri, ama arada bir espri patlatıyor birden. Benim de komik bulduğum espriler genelde. Bu açıdan iyi anlaştık onunla. Eğer o da beni sevdiyse, ne güzel. Sanırım sevdi.
Hep gömlek giyiyor. Okul dışında da. Kazak bile giyse, altında gömlek oluyor. Onu birkaç kez okul dışında görmüştüm. Hepsinde de gömlekliydi. Garip geliyor bana bu. Yani ben de gömlek giymeyi severim, ama her zaman da giymem. İlginç bir çocuk olduğu buradan belli bir kere.
Beni biraz matematik çalıştırdılar. Dersleri neden anlamadığım da ortaya çıktı. İbrahim dersleri çok iyi biliyor. Benim matematikte çok, ama çok geri olduğumu anlayınca bana her soruyu çözerken temel bilgiler de verdi. Verimli bir gündü yani.
En sonunda bazı soruları kendim çözebilir oldum. Güzel bir duygu. Bundan sonra beraber ders çalışmaya karar verdik.
Annem bize çay yaptı. Onların geleceğini öğrenince kek de yapmıştı. Yedik içtik. Güzel bir gündü.
Üçümüz salondaki masada oturup çalışırken kendimi hem çok iyi hissettim, hem de biraz tuhaf. Hava biraz kapalıydı. Bu yüzden loş sayılabilirdi salon. Annem bu yüzden ışıkları yakana kadar, içimde bir sıkıntı var gibiydi. Işıklar yanıp salon sarı bir havaya bürününce rahatladım. Çok güzel oldu.
Babam gelene kadar çalıştık. Çok şey biliyorlar. Necati de bazı şeyleri öğreniyor bir yandan. Pek sohbet etmedik yani.
Bir ara, derse ara verdiğimize, biraz konuştuk. Ama havadan sudan. Hiç ciddi bir konuya değinmedik. Bugün sana anlatabileceğim değişik bir şey olmadı yani. Dersler bittikten sonraki konuşmalarımız dışında.
“Bunlar çok zor.” dedim ben arkama yaslanarak.
“O kadar zor değil Ernie.” dedi Necati, “Anlıyorsun en azından.”
“Anlıyor muyum gerçekten?”
“Tabii ki. Soruları çözer oldun baksana.”
İbrahim girdi araya. “Senin bu aptallık takıntın nedir ya Ernie?”
“Aptal hissediyorum kendimi.” dedim, “Sizce değil miyim?”
İbrahim arkasına yaslandı. “Sende aptalca bir şey görmedim ben. Aptalca bir söz sarfettiğini de görmedim. İnsanlardan kötü şeyler beklemiyorsun. Bu aptallık değil, cahillik sadece.”
“Öyle mi dersin?” dedim sevinerek.
“Bence asıl aptallar, sendeki bu safiyetin ne kadar güzel bir şey olduğunu göremeyenler. Ne yazık ki insanların çoğu aptal.”
“Ama ben onlara uyamıyorum İbrahim. Tam olarak anlamıyorum niyetlerini.”
“Belki de daha iyidir bu. Bilemiyorum.”
Ben de bilemiyorum Mart Defteri. Ama sonunda bir fırsatını yakalamış olarak söze atıldım. “Ama Para Babası’nda benim aptallıklarımdan bahsediyor.” dedim ve göz ucuyla Necati’ye baktım. Suratını astı.
“Sen ne diyorsun Necati, o şarkıya?”
“Bence düpedüz gerizekalı işi.”
“Gerçekten mi?”
“Tabii.” dedi omzunu silkerek.
Acaba sormalı mıydım Mart Defteri? Şarkıyı yazana gerizekalı dediğine göre pişman olmalı, diye düşündüm. En sonunda sordum.
“O şarkıyı kim yazmıştı?”
“Ne yapacaksın ki bunu?” dedi Necati hafifçe.
“Öğrenmek istiyorum. Şarkıyı yazanı bilirsem, benim hakkımda ne düşündüğünü daha iyi bilirim belki.”
“Bilmesen daha iyi olmaz mı?” dedi. Bilmemi istemiyor muydu? Bildiğimi anlamamıştı demek ki. Sonra biraz yüzüme baktıktan sonra, “Hem bilirsen, intikam almak istemez misin?” dedi.
“İstemem herhalde. Sonunda şarkıyı yazan da benim arkadaşlarımdan biri.” Aslında çok kızgındım. Ama Necati’ye belli etmedim. Eğer özür dileseydi, gerçekten affedecektim. Ama bir türlü söylemedi.
İbrahim girdi yine araya: “Ernie şarkıyı kimin yazdığı önemli değil. Biri yazmsaydı, bir diğeri yazabilirdi. Senin gerçeği anlamış olman önemli.”
“Peki o zaman.” dedim. Üzülmüştüm. Necati’nin o şarkıyı yazdığı için çok üzgün olduğunu sanıyordum. Bana bunu söylemesini isterdim. Ama söylemedi. İbrahim de biliyordu büyük ihtimalle, ama o da söylemedi. Böylece kapandı mesele.
Bütün sohbetimiz bundan ibaretti bütün gün. Onun dışında sürekli olarak ders çalıştık. Bana anlattılar konuları. Kendileri de tekrar etmiş olmuşlar.
Ama anladım biliyor musun Mart Defteri? Önümüzdeki haftanın konularını az çok biliyorum şu anda. Daha önceki konuları ise epeyce anladım. Demek ki biri anlatırsa, anlayabiliyormuşum.
Ben bu derslerden geçebilirim bence Mart Defteri. O zaman babam da birayı bırakır belki. Yalan söylemediyse tabii. O kadar çok yalancı var ki, kime güveneceğimi bilemiyorum.
Sana daha önce de dediğim gibi, hayat zor be Mart Defteri, zor.


aferin tahire
doğru arkadaşları sonunda buldun
(bu sözler de ne kadar Annece oldu değil mi?)
napalım biz anneler;
çocuklarının en iyi olması
en doğruyu yapması
gibi takıntıları olan varlıklarız :))
22marttttt nerdeeeee