kurmaca bunlar

Mart Defteri - 22 Mart

Yazı kategorisi: Mart Defteri by Enis Salih Reyhan Mayıs 13th, 2008

22 Mart

Bugün çok değişik şeyler oldu yine Mart Defteri. Nereden başlasam anlatmaya? Dersten başlayayım en iyisi.

Bugün Fikret Hoca’nın dersi vardı, Matematik. Ne oldu biliyor musun? Sorduğu bir soruyu tahtaya kalkıp cevapladım. Evet, aynen böyle oldu. İnanabiliyor musun? Ben, bir matematik sorusunu tahtada cevapladım.

Sınıf şaşırdı. Hoca da şaşırdı.

“Sen artık çalışıyorsun ha, Tahir?” dedi Fikret Hoca bana.

“Biraz hocam.” dedim.

“Aferin oğlum.” Sonra sınıfa döndü. “Tahir’in ders çalıştığını gözümle gördüğüm için, ona sözlüden tam not veriyorum. Siz de çalışın, siz de alın.”

Tam notu verdi. Sonra yerime oturdum. İnanabiliyor musun? Matematikten tam not aldım. İbrahim’le Necati’nin anlattıklarını anlamışım demek ki.

Zaten İbrahim dedi ki, “Tebrikler Ernie. İnsanın anlattıkları aklında kalıyor. Senin gibisine ders anlatmak çok zevkli.”

Necati de tebrik etti. Öğle tatilinde yine çalıştırdılar beni. İbrahim’in deyimiyle, “kampa girmişiz.”

Belki de sandığım kadar aptal değilim Mart Defteri, ne dersin? Olabilir, değil mi?

Güzel oldu yani. Mutlu hissettim bugün kendimi. Bunun dışında çok değişik bir şey olmadı. Bir ara Kerim’le konuştuk. Kısa bir konuşmaydı.

Bir şeyler söyledi, hatırlamıyorum. Ben pek yüz vermedim.

“Ne oluyor sana Tahir?” dedi, “Akıllı numarası mı yapıyorsun?”

“Sen beni kandırıyorsun.”

“Ben herkesi kandırırım oğlum. Şaka onlar. Küstün mü yoksa?” dedi son cümleyi söylerken bebek sever gibi yaparak.

Elini ittim. “Kes be. Yalancı.” dedim.

“Aman aman. Sevsinler.” dedi ve gitti.

Sonra tahminlerime göre herkese anlattı benimle daha önce konuştuklarını. Çünkü Figen bana gelip ondan uzak durmamı söyledi.

“Duruyorum zaten, de sen niye öyle dedin?”

“Çok dalgacı biri. Seni kandırır.” dedi Figen.

“Biliyorum.”

İşte böyle. Akşam da Necati ve İbrahim’le çalışacaktık, ama İbrahim’in işi çıktı. Her halükarda artık çalışacağız. İşin garibi eskiden hiç hoşuma gitmezdi çalışmak, ama bugün olanlardan sonra canım çalışmak istedi yeniden. Çalışınca bir sonuç almak güzel bir şey.

Oktay Hoca’yla da konuştum bir ara. Kerim’le ilgili gelişmeleri anlattım. Gülümsedi.

“Oğlum,” dedi, “siz gençler bir garipsiniz. Hem arkadaşlığı her şeyden önemli sayıyorsunuz, hem de ona hiç saygı duymuyorsunuz. Üzüldüm. Ama kendini savunman güzel.”

“Hocam neden böyle yapıyor herkes?” dedim ben.

“Bir bilsem Tahir, bir bilsem.” dedi düşünceli bir şekilde. Sonra ekledi, “Necati ve İbrahim’le arkadaşlığın iyi olmuş. Ders çalışmana da sevindim. Kolay gelsin oğlum.”

“Sağ olun hocam.”

İşte böyle. Bir ara Ramazan’la karşılaştık yine teneffüste. Bana biraz hüzünlü baktı sanki. Belki de yaptıklarına pişman oldu. Bilemiyorum. Ne olduysa oldu, beni ilgilendirmez. Ama Mart Defteri, onun maskelerle yaşayan biri olduğunu biliyorum. Onun için üzülüyorum.

Akşam anneme Matematik dersinde olanları anlattım. Sevindi. “Aferin be oğlum. Bak, çalışınca oluyormuş demek ki.”

“Evet.”

“Bu Necati ve İbrahim iyi çocuklar. Onlarla devam et sen.”

“Tamam.” dedim. Sonra biraz durup aklımdan geçen bir şeyi sordum: “Anne, sence Ramazan pişman olmuş mudur?”

Yüzünü buruşturdu. “Aman, olmuşsa olmuştur, sana ne?”

“Bence pişmandır.” dedim.

“Boş ver oğlum.” dedi, “Sana arkadaş mı yok?”

Babam geldiği zaman, ona da anlattı annem olayı. O da çok sevindi. “Oğlum, aferin ya.” Ne dedi biliyor musun? Aynı şeyi: “Bak, çalışınca oluyormuş demek ki.”

“Evet baba.” dedim

“Sen,” dedi, “birayı bıraktıracaksın yani bana? Kararlı mısın?” Biraz sıkıntılı, biraz keyifli bir şekilde söyledi bunu.

“Bırakmanı isterim.” dedim.

Televizyona baktı biraz. Ben de döndüm baktım. Bir tartışma programı vardı. Adamlar konuşup duruyorlardı. Ne çok konuşan insan var televizyonda. Sanki bir şey söylüyorlarmış gibi. Ne kadar konuşsalar da, her şey olacağına varıyor, değil mi?

Sonra babam bana döndü. “Ne yalan söyleyeyim,” dedi, “bu sözü verirken senin sınıfı geçeceğine hiç inanmıyordum.”

Güldüm. Annem de güldü. Adam resmen birayı bırakmak zorunda kalmaktan korkuyor. Kendi açısından haklıydı belki. Ama sağlığına zarar veriyor artık. Kocaman bir göbeği var yani. Kalbi falan da çok iyi durumda değil. Karaciğeri daha büyük tehlikede.

Dedemin üç kardeşi sirozdan ölmüşler. Dedem ağzına alkol koymadığı halde, onun da karaciğerinde sorunlar var. Yani babamın durumu çok tehlikeli Mart Defteri. Bundan korkuyoruz biz.

Az önce Necati’yle konuştum telefonda. Yarın akşam bizi evine bekliyormuş. Ders çalışmak için. Annemlere sordum, olur dediler. İşin doğrusu, olanlardan sonra izin vermemelerini beklemiyordum zaten. Hatta gezeceğim bile desem izin verirlerdi herhalde.

Ramazan’ın pişman olabileceğini düşünüyorum hala biliyor musun Mart Defteri? Arada düşünüyorum bunu. Beni biraz olsun önemsiyor mu acaba? Merak ediyorum doğrusu. Yine Necati, Ahmet ve benimle beraber gezmek istiyor mu acaba?

Yüzünde neşesiz bir ifade vardı. İnsan ister istemez neden üzgün olduğunu merak ediyor. Belki kendi elleriyle berbat ettiği ilişkilerine üzülüyordur diyorum ben. Sen ne dersin?

Eğer öyleyse, artık çok geç herhalde.